İslam Akidesi
  Daru'l-Harpte Yaşayanlar Aksi İspat Edilinceye Kadar Zahiren Kafirdirler
 

Daru'l-Harpte Yaşayanlar Aksi İspat Edilinceye Kadar Zahiren Kafirdirler

İslam kanunlarının hakim olmadığı her toprak parçası daru'l-harptir. Bu topraklarda müslümanlar da yaşayabilir. Fakat kafir kanunları tatbik edildiği için, müslüman olduğu bilinenler veya küfür kanunlarını kaldırıp yerine İslam kanunlarını hakim kılmak için güçleri nisbetinde çalıştığı görülenler dışındaki herkese zahiren kafir hükmü verilmesi gerekir. Çünkü, söz ve hareketleriyle küfür kanunlarını değiştirmek için gayret göstermeyen herkes zahiren bu kanunları kabul etmiş ve onlara rıza göstermiş sayılır.
Fakat, zahiren küfrü yıkmak için faaliyeti veya müslüman olduğunu kanıtlayacak bir alameti görülmediği için tekfir edilen kişilerden bazıları, gizli olarak Allah'ın dinini hakim kılmak için gayret sarfediyor olabilirler. İşte böyle kimseler her ne kadar müslümanlar katında kafir iseler de, Allah katında müslümandırlar.
Böyle yapmayıp da zahiren küfür alametleri gösteren bir kişiye, sağlam delillere dayanmadan müslüman hükmü verilirse, İslam'a zıt bir hüküm verilmiş ve Allah'ın küfür diye isimlendirdiği bir amel, iman olarak vasıflandırılmış olur ki bu, Allah katında büyük bir cürüm ve apa-çık bir küfürdür.
Rasulullah (s.a.s)'in yaşamı incelendiğinde, onun, darü'l-harpte yaşayanlara, aksini isbat edinceye kadar, kafir hükmünü vermiş olduğu görülür. Hudeybiye anlaşması akabinde Allah (c.c)'nün Fetih suresinde indirmiş olduğu ayetler, buna açık bir delildir.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra Mekke'nin göbeğinde onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan çeken O'dur. Allah yaptıklarınızı hakkıyle görendir. İnkar edenler, sizi Mescid-i Haram'dan alı-koyanlar ve kurbanları tutarak yerine varmasına engel olanlar ise, işte o müşriklerdir. Eğer orada bilmeden kendilerini öldüreceğiniz ve bu yüzden de bir takım güçlüklere uğrayacağınız, tanımadığınız mü'min erkekler ve mü'min kadınlar olmasaydı, Allah savaşa engel olmazdı. Bu, Allah'ın dilediğini rahmetine sokması içindir. Eğer mü'minler ve kafirler ayrılmış olsalardı, onlardan kafir olanlarına çok acı bir şekilde azab ederdik."
(Fetih: 24-25) Allah (c.c) bu ayette mü'minlere vermiş olduğu bir nimet olan, Hudeybiye'de savaşa engel olmasını anlatmaktadır. Hudeybiye'de savaş çıksaydı, o sırada Mekke'de bulunup da imanını gizleyen müslümanlar, tanınmadıkları için, zahire göre kafir hükmü verilerek belki de öldürüleceklerdi.
Ayette; "Tanınmayan mü'min erkek ve kadınları bilmeden öldürmek"ten bahsediliyor. Demek ki sahabeler, darü'l-harpte gizlilik yapan müslümanlara, zahiren hiçbir İslam alameti göstermedikleri için kafir muamelesi yaparak, onları bilmeden öldüreceklerdi. Allah (c.c)'nun savaşa engel olmasının sebebi; sahabeleri, imanını gizleyen müslümanları bilmeyerek öldürmelerinden dolayı sorumlu tutacağından değil, daha sonra, öldürdükleri bu kişilerin müslüman olduklarını öğrendiklerinde üzüntü duyacak olmalarındandı. İşte bu yüzden Allah (c.c) ayette:
"Eğer orada bilmeden kendilerini öldüreceğiniz ve bu yüzden de bir takım güçlüklere uğrayacağınız, tanımadığınız mü'min erkekler ve kadınlar olmasaydı, Allah savaşa engel olmazdı" buyurarak, mü'minlere savaşa engel olma nimetini hatırlatıyor.
Sahabelerin, içlerinde müslümanların da bulunma ihtimali olsa bile, darü'l-harpte tanımadıkları herkese, aksini isbat etmedikçe kafir hükmü vermeleri doğru bir hükümdür. Allah (c.c) ayette bunu tasdik etmektedir. Zaten Allah (c..c), bundan dolayı müslümanları sorumlu da tutmamaktadır. Eğer sahabeler bu hükmü vermeselerdi, o zaman hata yapmış olurlardı.
Rasulullah (s.a.s)'in ve sahabelerinin yaptığı savaşlar ve seriyyeler incelendiğinde, onların Allah'ın hükümleri tatbik edilmeyen bir yeri fethe gittiklerinde, içlerinde imanlarını gizleyen müslümanlar olsa bile, müslüman olduğunu bildikleri dışındaki herkese kafir gözüyle baktıkları ve hepsine birden savaş açtıkları görülür.

Kısacası kimseyle tek tek konuşmamıza gerek yok.darul harbde tevhid ehli olduğu isbat edilinceye kadar herkes kafirdir.Biz demiyoruz ki darulharbde yaşayan müslüman yoktur.Eğer böyle desek itiraz etmekde haklısınız fakat biz diyoruzki darulharbde yaşayan zahiren kafirdir.

 

fıkıh usulünde bilmemiz gereken bir konu var ki oda "mekasid'uşşeria"meselesidir.
İmam şatibi 'el-muvafakat'isimli eserinde bu konuya geniş yer ayırmıştır,ordan bakabilirsiniz.Demek istediğim şu:usame hadisini değerlendirirken hükmün illetini gözden kaçırırsak çok büyük hatalara düşeriz.Usame'nin katlettiği adam bir rivayete göre "saba'tu"yani ben sabii oldum-zira müşrikler müminlere 'sabii'diyorlardı-başka bir rivayete göre ise "la ilahe illallah" demişti.Çünkü bunlar müşrik arapların islama geçmek için söyledikleri sözlerdi,yani onlariçin islam alametiydi.Fakat bütün alimler ehli kitabın bu sözü söylemesinin onlar için islam alameti olmadığında icma etmişlerdir.Bu,darul harpte tanınmayan kişiler için de geçerlidir.Zira onlar zaten kendilerinin tektanrıcı olduğunu ileri sürmektedir.Bu konuda geniş bilgi için Kayıhan yayınlarının çıkarttığı "İslam hukukunda cehalet" adlı kitaba bakılabilir.

Kısacası ,kendi kendimizi kandırmanın alemi yoktur.Ebubekir(ra)nın askerleri murtedlerin topraklarına girdiklerinde tanımadıkları kişilere "biz müslümanız"dedikleri anda müslüman muamelesi mi yaptılar?Günümüzde kelime-i tevhidin, selamın,besmelenin vs'nin sıradan sözler haline geldiği hepimizin malumudur.Allah'ın rahmet ettiği çok az hatta marjinal ötesi marjinal bir grub hariç insanlar kafir olarak doğup -zira islam fıtratı üzere doğmasına rağmen dünyevi ahkamda çocuk babasına tabidir-kafir olarak ölmektedir,acı gerçek budur.Günlük muamelelerimizi bu gerçekleri gözönüne alarak yürütmemiz gerekmektedir.

Bu konuyu burada ilk gündeme getiren kişi olarak aylardır süren tartışmalara bir açıklama getirmek istiyorum.
Gördüğüm kadarıyla bu konuda iki görüş hakim:

1.görüş:Kelime-i tevhid her zaman için islam alametidir dolayısıyla günümüzde de tanınmayan bir kişi "LA İLAHE İLLALLAH" dediğinde müslümanlara ait bütün haklara sahip olur ve küfrü ortaya çıkarsa murted sayılır.Günümüz yöneticileri ve onlara tabi olanlar da daha önceden "Müslümanız" deyip sonradan kufre saptıkları için "Murted" muamelesi görürler.

2.görüş:Şehadeteyn normalde İslam alameti olmasına rağmen günümüzde bunu kafirler de ikrar ettiği için tam bir İslam alameti olma özelliğini yitirmiştir.Dolayısıyla bu durumdaki bir kişiye ne kafir ne de müslüman muamelesi yapılır;durumu araştırılır ve kesin bir sonuç elde edilene kadar tevakkuf edilir.Ancak bu süre içinde malına ve canına dokunulmaz.

"LA İLAHE İLLALLAH" İslam alametidir,diyenler "Şehadeteyni getirene kadar insanlarla savaşmakla emrolundum.Gizli hesapları ise Allaha kalmıştır"hadisine ve Usame hadisine dayanıyorlar.Bu iki hadis de sahihtir.

Daha önce de ifade ettiğimiz gibi nassları değerlendirirken "Mekasid'uşşeria" yani o nassın hangi maksada binaen teşri olunduğu hususunu gözden kaçırmamak gerekir.Bu,Zahiriler hariç bütün alimlerin ittifak ettiği bir husustur.

İbnu Hazm hükümlerin illetleri konusunu gözardı ettiği için kıyası reddetmiş,her nassın zahiriyle amel etmiştir.Ve bu yüzden birçok konuda icmaya muhalefet etmiş,çok fahiş hatalara düşmüştür.Onun verdiği garib fetvalara örnek olarak şunları zikredebiliriz:

-Faiz hakkındaki hadiste 6 maddeden bahsedilmesine dayanarak bu maddeler haricindeki metalarda faizin mübah olduğuna hükmetmiştir.4 mezheb uleması ise "Tevbe ederseniz anaparanız sizindir"(2/279)ayetine dayanarak faizde illetin anapara dışındaki fazlalık olduğunu söylemiştir.
-Hoşunuza giden kadınlardan ikişer,üçer,dörder nikahlayın(4/3)ayetine dayanarak (2+3+4=9)demiştir.Bir rivayete göre 18 demiştir.Cumhur ise ilgili sahih hadislere dayanarak bu görüşü reddetmiştir.
-5/3 ayetindeki "Domuz eti"ifadesinin mefhumu muhalifinden domuz yağının helal olduğunu çıkartmıştır.Cumhur ise diğer ayetlerde geçen"O,Pisliğin ta kendisidir"ifadesine dayanarak bu görüşü reddetmiştir.

Onun kitaplarına bakılacak olursa buna benzer birbirinden ilginç birçok fetvasına rastlamak mümkündür.Bütün bu örnekleri vermemden murat,nassları konu bütünlüğü içinde ve vaz ediliş maksatlarını değerlendirmeden hüküm vermenin ne kadar bariz hatalara yol açabileceğini göstermektir.

Bu meselede yapmamız gereken Peygamber Efendimizin bu hadisleri ne maksatla söylediğini tespit etmektir.Bunun için de öncelikle bu konudaki bütün nassları birarada değerlendirmek lazımdır.
Bu meselede yoğunlaşanların ihmal ettiği bir husus vardır ki o da şudur:Nasslarda islam alameti olarak zikredilen sadece "KELİME-İ ŞEHADET" değildir.Ezan,namaz,selam hatta "SABA'NA"(Biz sabii olduk)sözü bile yerine göre islam alameti olarak değerlendirilmiştir.

-SABA'NA LAFZININ İSLAM ALAMETİ OLMASI:
İbnu Umer(ra)şöyle dedi:Rasulullah(sav) Halid bin Velid'i (ra) Benu Cuzeyme kabilesine gönderdi.Halid onları islama davet etti.Onlar da "Biz müslüman olduk"demeyi beceremedikleri için "Saba'na,Saba'na"dediler.Bunun üzerine Halid bin Velid onları öldürüp esir aldı ve bizden her birimize kendi esirimizi öldürmeyi emretti.Biz ise bu emri uygulamayıp daha sonra Rasulullah'a arzedince şöyle buyurdu:Allahım,Halid'in yaptığı işten beriyim(uzağım)
(Buhari,Ahkam:35/Cizye:11/Megazi:5Cool

Not:Muşrikler;müslümanlarla sabiiler arasında benzerlik kurdukları için müslümanlara "SABİİ" derlerdi.Zira sabiiler de putlara tapmaz ve mevcut dinlerin hiçbirine uymazlardı.

-"SELAMUN ALEYKUM" lafzının islam alameti olması:

"Ey iman edenler,Allah yolunda cihada çıktığınız zaman iyice araştırın ve size selam verene dünya menfaati gözeterek'sen mu'min değilsin'demeyin"
Nisa:94
İbnu Abbas dedi ki:Beraberinde birkaç koyun bulunan
bir adama müslümanlar arkadan yetiştiler.Adam"ESSELAMU ALEYKUM" demesine rağmen onu öldürdüler ve koyunlarını aldılar.Bunun üzerine Allah(cc)bu ayeti indirdi.
(Buhari,Tefsir babı ilgili ayet)
Hadisin başka versiyonlarında adamın şehadeteyni telaffuz ettiği de bildirilmiştir.

-EZANIN İSLAM ALAMETİ OLMASI:

Rasulullah şöyle buyurmuştur:(bir yere seriyye gönderdiği zaman)Eğer ezanı duymazsanız saldırın,duyarsanız sakın saldırmayın!
(İbnu Hişam es-siyre'de,İbnu kesir el-bidaye ve'nnihaye'de,İbnu kayyim Zadul mead'da rivayet etmiştir.)
Ayrıca Allah Rasulü cihada çıktığı zaman fecir vaktine kadar bekler;ezan sesini duyarsa saldırmaz,duymazsa saldırırdı.(Muslim)
Zaten ezanda da şehadet kelimesi vardır,namazda da vardır.Bazı fıkıh kitaplarında ezanın Dar'ul islam alameti olduğu geçer.Ayrıca bir yerde cuma ve bayram namazlarının ikame edilmesi de Dar'ul İslam alameti olarak değerlendirilmiştir.
(Bkz:Molla Husrev,Durer'ul Hukkam,c 1 s 295 vb kaynaklar)
Görüldüğü gibi hadislerde islam alameti olarak kabul edilen sadece"ŞEHADETEYN"değildir.Bu alametlerden maksat kendileri değildir.Yani önemli olan kişinin kalbindeki islamı zahiri birtakım alametlere dayanarak tespit etmektir.Bu tip göstergeler ise bu konuda sadece bir araçtır.Eğer araçlar amaç haline getirilir ve bu alametlere sırf kendilerinden dolayı bir hüküm bina edilirse çok yanlış sonuçlara varılır.

türkiye dar'ul harb değildir,zira ezan okunmak-ta cuma ve bayram namazları açıktan ikame edilmektedir,diyenlere ne buyurursunuz.
ya selam meselesi?Buda ayette bizzat geçtiğine göre;selamun aleyküm diye selam veren herkes zahiren müslümandır,Türkiye'de halkın çoğu zaten böyle selamlaşıyor,dolayısıyla hüküm eksere göredir,kaidesine istinaden tanımadığımız herkese müslüman muamelesi yapmalıyız diyebilirmisiniz? Zira sokakta kimi çevirseniz en az %70,%80'i islam selamıyla selamlaşır,kelime-i şehadet getirir,islamın 5 şartına,imanın 6 şartına iman ettiğini söyler,ummu'l kitab'ı oku dersen onu da okur.zaten hepsinin nufus cüzdanında müslüman yazar,hepside sünnetlidir.Ekseriyet böyle olduğuna göre buranın ahalisi zahiren müslümandır.Ancak çok sarih küfrünü gördüğümüz müstesna.Dolayısıyla namaz kıldıran herkesin arkasında namaz kılarız,gö rdüğümüz her cenazeye katılır istiğfar ederiz,piyasadan et yiyebiliriz,araştırmamıza gerek yoktur,zaten araştırsakta sonuç genelde müsbet olacaktır.Yetmedimi Irak'a gidin,Fırat ve Dicle nehirleri kenarlarındaki köy ve şehirlerd"saba'na,saba'na diyen bir çok kişiye rastlayacaksınız onlara da müslüman muamelesi yapabilirmisiniz?vs,vs,vs...

Eğer şehadeteynin günümüzde de islam alemeti olduğunu savunuyorsanız yukardaki verdiğim örnekleri de hayatınıza geçirmek zorunda olduğunuzu eğer bu düşüncenizde samimiyseniz görmeniz lazım.Kendi kendinizle çelişkiye düşmek istemiyorsanız bu böyledir.Ama bu gidişatın sonunun günümüzde en yaygın mezheb olan mürcie'nin en sapık fırkasına dahil olmaya doğru gittiğinide görün.
Bu konuyu iyi anlamak için şu hadisler kafidir.
'kim La ilahe illallah der ve Allah'tan başka ibadet edilenleri reddederse,malı kanı haram kılınmış olur.Hesabı ise Allah'a kalmıştır.(müslim,iman:23)
'La ilahe illallahı diliyle ikrar edip bu sözün gereğince amel ettikleri vakit,onlar benden canlarını ve mallarını korumuş olurlar.Hesabları ise Allah'a aittir.(Müslim,iman:Cool
'La ilahe illallah ,muhammedun Rasulullah deyip namazı kılıp zekatı verinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum.(Buhari,iman:16)
Görüldüğü gibi burda aslolan lafız değildir.Önemli olan bir kişinin muvvahhid olup olmadığı şirki reddedip etmediğidir.Günümüzde de bir kişinin şehadeteyni teleffuz etmekle bizim akidemizi kabul etmeyi kastetdiğini zannı galiple tesbit edersek elbetteki ona müslüman muamelesi yapmak zorundayız.O kişinin bunu can korkusundan söylemiş olma ihtimali önemli değildir.Örneğin kırsal alandaki bir gerilla birliği(seriyye) Bir gurubun "Bize dokunmayın,biz sizdeniz,la ilahe illallah,diyerek kendilerine yaklaştığını görse ve bundan islam'ı bizim gibi anlayan bir topluluk olduklarını belirtmek için söyledikleri anlaşılıyorsa ,o topluluğun malı canı haramdır.Müslüman muamelesi yapılır.Ama yine de hemen güvenip sırları açığa vurmamak ve imtihan etmek gerekir.Nisa 94'teki'Tebeyyenu'iyice araştırın ve Mumtahine 10'daki'femtehinuhunne'onları imtihan edin,ifadeleri buna delildir.İmtihanın nasıl olacağı duruma göredir.Fakat günümüzdeki genel durumu göz önüne alacak olursak 'Allah nerededir,Tağut kimdir,birkaç örnek ver,şu yöneticiler ve partiler hakkında ne düşünüyorsun'vb sorular tercih edilebilir.Buna ulu'l emr karar verir.Fakat tevhidi akideyi kastetdiği zahir olmayan bir şehadeti duymamızın,hiç bir şer'i yönü yoktur.

Ebubekir(ra) ridde olaylarında görevlendirdiği Halid bin Velid'e şu emri vermişti:
"Bir yerde konakladığın zaman ezan oku;karşı taraf da ezan okursa onlara ilişme,okumayacak olurlarsa saldırıp talan et;İslam davetini kabul ettikleri takdirde zekat vermelerini iste,kabul ederlerse sen de islamlarını kabul et,kabul etmezlerse onlarla çarpış"(İbn'ul Esir,el-Kamil fi't tarih)

O zamanki arapların irtidadı iki şekildeydi:Çoğu islam'dan tamamen irtidad edip putperestliğe rücu ettiler veya sahte peygamberlerin peşine takıldılar,bir kısmı ise islamı kabul ettiler ancak zekat vermeye yanaşmadılar.Ebubekir(ra)ezan okumayı emrederek o kavmin şirke dönüp dönmediğini ayırd etmek istedi.Şirke dönmediklerini tespit ettikten sonra peşlerini bırakmadı.Ezanda şehadeteyn yer almasına rağmen ayrıca zekat hususunda imtihanı emretti.Yani şehadeteyn ile yetinmedi.


Kafaları basmayan bir topluluk olan Hariciler ise o zamanki halkı tekfir etmelerine rağmen bir köyde ezan okunduğunu işitseler saldırmakta tereddüde düşerlerdi.Zira onlar nassların soyut lafızlarıyla amel ederlerdi.(örnekler için bkz Adnan Demircan,Haricilerin Siyasi Faaliyetleri,Beyan yay)
Allahu Ekber!Yine aynı yol!

1.görüşü böylece cerhettikten sonra bir parça da ikinci görüşe değinelim.Şunu belirtmemiz gerekiyor;bu görüş sahipleri hakktan daha az uzak olmakla birlikte kendi içlerinde çelişkiye düşmüşlerdir.Çünkü islamda muallak hükümsüz bir konu olamaz.Yani bir kişiye ya müslüman ya da kafir muamelesi yapılır,ikisinin ortasında bir konum yoktur.Örneğin tanımadığımız,sadece şehadeteyni telaffuz ettiğini duyduğumuz ve hakkında araştırma imkanımız da bulunmayan bir kişi ölse veye dar'ul harbte ölü bulunsa da üzerinde kelime-i şehadet yazılı bir kağıt bulunsa şer'an ne lazım gelir?Birinci görüş sahipleri kendi içlerinde tutarlı-fakat şer'an yanlış olarak derler ki"Bu adam müslümandır.Müslüman mezarlığına gömer,cenazesini kılar ve arkasından bağışlanma dileriz.Fakir de der ki-üçüncü görüş olarak -"Hayır,tevhidi çizgide ömür süren bir kişi olduğuna dair bir gösterge veya şahit olmadıkça müslüman muamelesi yapılmaz,kafir muamelesi yapılır.Peki bu arkadaşlar ne yapacaklar?


Bu örnek de gösteriyor ki şeriatta böyle hüküm verilmez.Bir kişi ya müslümandır ya kafirdir.Malına,canına dokunmayı haram addetmek aynı zamanda tekfir de etmemek diye bir durum sözkonusu değildir.Ancak ulu'l emr maslahat gördüğü durumlarda bu tür kişilere mühlet tanıyabilir ve imtihan edebilir.Fakat bu mühlet karşıdaki şahsı müslüman addettiğinden değil ona hakiki islamı tebliğ etmek ve müslümanların o şahıs hakkında vicdanları rahat olması için olabilir.İbrahim(as)ın Rabbine dediği gibi"Kalbimiz mutmain olsun diye"
Sözün özü ne maksatla bu konu üzerinde duruluyor bilmiyorum-halka rahatça müslüman muamelesi yapabilmek için mi yoksa halkı mürted addederek mal ve canlar hususunda daha rahat davranabilmek için mi-ama ne amaçla olursa olsun bir görüşü isbat edebilmek için bu kadar zorlama yorumlara başvurmak kişiyi Allah katında sorumlu kılar,bundan sakınalım diyorum.Önemli olan şehadeteyni bilinçli telaffuz etmektir.O yüzden günümüz müşrikleri mürted değil,asli kafirlerdir.Örneğin bugün Anadolu'da bin senedir camisi olmayan Alevi köyleri vardır.Bu insanların ağzından birara "müslümanım" lafı kaçtı diye mürted muamelesi mi yapılacaktır?Bin senedir türbelere ibadet edilen sünni(!)köylerini de varın siz kıyas edin!

 

Temel hanbeli fıkıh kitabı olan "Mugni"den alıntı:
1638 )
 فَصْلٌ : وَإِنْ وُجِدَ مَيِّتٌ ، فَلَمْ يُعْلَمْ أَمُسْلِمٌ هُوَ أَمْ كَافِرٌ ، نُظِرَ إلَى الْعَلَامَاتِ ، مِنْ الْخِتَانِ ، وَالثِّيَابِ ، وَالْخِضَابِ ، فَإِنْ لَمْ يَكُنْ عَلَيْهِ عَلَامَةٌ ، وَكَانَ فِي دَارِ الْإِسْلَامِ ، غُسِّلَ ، وَصُلِّيَ عَلَيْهِ ، وَإِنْ كَانَ فِي دَارِ الْكُفْرِ ، لَمْ يُغَسَّلْ ، وَلَمْ يُصَلَّ عَلَيْهِ .
نَصَّ عَلَيْهِ أَحْمَدُ ؛ لِأَنَّ الْأَصْلَ أَنَّ مَنْ كَانَ فِي دَارٍ ، فَهُوَ مِنْ أَهْلِهَا ، يَثْبُتُ لَهُ حُكْمُهُمْ مَا لَمْ يَقُمْ عَلَى خِلَافِهِ دَلِيلٌ .

Tercümesi:
Eğer bir meyyit bulunursa, ve müslüman olup olmadığı bilinmezse alametlere bakılır. Mesela hitan (sünnet), elbise, hidab (boya). Eğer alamet bulunmazsa o zaman:
1) meyyit darul-islamda ise cenazesi yıkanır ve namazı kılınır.
2) meyyit darul-küfürde ise cenazesi yıkanmaz ve namazı da kılınmaz.
Bununla alakalı imam Ahmad der ki:
" Bu böyledir, çünkü kişinin bir dar içinde bulunması durumunda asli olan bu kişinin o darın ehlinden olmasıdır. Ondan dolayı o kişiye dar ehlinin hükmü uygulanır, ta ki bunun aksine bir delil bulununcaya kadar ".
( Mugni, 1638 )

 

Hasan, Ebu Hanife’nin şöyle dediğini nakletti:
“Bir hristiyan veya yahudi: “La ilahe illallah’a şehadet ediyorum ve ben dinimden arındım (çıktım) derse müslüman olduğuna hükmedilmez. Zira onlar tevhid kelimesini ikrar etmekten kaçınmıyorlar, söz konusu dinleri terketmeleri de İslam olduklarına delil olamaz. İslam’dan başka bir dine girmiş olmaları ihtimal dahilindedir. Ama Kelimei Tevhid getirir, hristiyanlık ve yahudilikten beri (arınmış) olduğunu açıklar ve böylece “Muhammed (s.a.s)’in dinine girdim” derse bu durumda müslümanlığına hükmedilir. Çünkü artık başka ihtimaller söz konusu değildir.” (Bedaiüs-Senai Fi Tertib Eş-şerai c: 9 s: 4311)

Ebu Hanife’nin bu sözünden anlaşılması gereken şudur: kitab ehlinden bir kimsenin İslamı seçtiğine dair bir alameti kendisinde göstermesi, ona müslüman hükmü vermede yeterli değildir. Bu alameti gösteren ehli kitabtan olan bir kimsenin bu alameti ortaya koymasındaki kastının iyice araştırılmasından sonra onun hakkında müslüman hükmü verilir. Bu konuda araştırma halinde olunsa bile, bu sözü söyleyen kimsenin kesin olarak yahudi ya da hristiyan olduğu biliniyorsa ona kafir hükmü verilir. La ilahe illallah’ı söylüyor olması ona kafir hükmü vermeyi engellemez. Ta ki durumunun araştırılıp ne kasıtla söylediği anlaşılıncaya kadar...

Muhammed b. Şeyban şöyle demiştir:
“Bugünkü Irak yahudileri; tevhidi ve Muhammed (s.a.s)'in Allah'ın rasulü olduğunu kabul etmektedirler. Fakat, onun kendileri için değil, yalnız araplar için geldiğini iddia etmekte ve bu iddialarını da şu ayete dayandırmaktadırlar:
“Ümmilere (araplara) onlardan olan bir rasul gönderen O'dur.” (Cuma: 2)

İşte bu sebeble, bunlardan Muhammed (s.a.s)'in risaletini ikrar edenler olsa bile, onlar tabi oldukları eski dinlerinden tamamen arınmış olduklarını söylemedikçe müslüman olamazlar. Hatta yahudi ve hristiyanlardan herhangi birisi; “Ben müslümanım veya teslim oldum” dese bile onun müslümanlığına hükmedilmez. Çünkü onlar zaten kendi dinlerinde bulunmakla bunu iddia etmektedirler. Zaten müslüman kelimesinin manası; ancak hakka teslim olan ve ona bağlanan, demektir. Onlar ise üzerinde bulundukları dini hak zannetmektedirler. Bu sebeble bu yahudilerden herhangi biri: “Ben yahudilikten ayrıldım ve İslam'a girdim” demedikçe müslüman sayılmaz. Çünkü yahudilikten ayrılıp hristiyanlığa da girmiş olabilir. Ancak bu sözüyle birlikte; “Bu dinden ayrıldım ve İslam'a girdim” derse, o zaman bu ihtimal ortadan kalkar.”
(Kitab es-Siyer El Kebir bi Şerh el Eimme Muhammed b. Ahmed Serahsi c:1, s:1500)

 

<Mugni, 19/484>
( 7112 ) الْفَصْلُ الثَّانِي : أَنَّهُ إذَا ثَبَتَتْ رِدَّتُهُ بِالْبَيِّنَةِ ، أَوْ غَيْرِهَا فَشَهِدَ أَنْ لَا إلَهَ إلَّا اللَّهُ ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ ، لَمْ يُكْشَفْ عَنْ صِحَّةِ مَا شُهِدَ عَلَيْهِ بِهِ ، وَخُلِّيَ سَبِيلُهُ ، وَلَا يُكَلَّفُ الْإِقْرَارَ بِمَا نُسِبَ إلَيْهِ ؛ لِقَوْلِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ { أُمِرْتُ أَنْ أُقَاتِلَ النَّاسَ حَتَّى يَقُولُوا : لَا إلَهَ إلَّا اللَّهُ .
فَإِذَا قَالُوهَا عَصَمُوا مِنِّي دِمَاءَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ إلَّا بِحَقِّهَا ، وَحِسَابُهُمْ عَلَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ } .
مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ .
وَلِأَنَّ هَذَا يَثْبُتُ بِهِ إسْلَامُ الْكَافِرِ الْأَصْلِيِّ فَكَذَلِكَ إسْلَامُ الْمُرْتَدِّ ، وَلَا حَاجَةَ مَعَ ثُبُوتِ إسْلَامِهِ إلَى الْكَشْفِ عَنْ صِحَّةِ رِدَّتِهِ .
وَكَلَامُ الْخِرَقِيِّ مَحْمُولٌ عَلَى مَنْ كَفَرَ بِجَحْدِ الْوَحْدَانِيَّةِ ، أَوْ جَحْدِ رِسَالَةِ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَوْ جَحْدِهِمَا مَعًا ، فَأَمَّا مَنْ كَفَرَ بِغَيْرِ هَذَا ، فَلَا يَحْصُلُ إسْلَامُهُ إلَّا بِالْإِقْرَارِ بِمَا جَحَدَهُ .
وَمَنْ أَقَرَّ بِرِسَالَةِ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَأَنْكَرَ كَوْنَهُ مَبْعُوثًا إلَى الْعَالَمِينَ ، لَا يَثْبُتُ إسْلَامُهُ حَتَّى يَشْهَدَ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ إلَى الْخَلْقِ أَجْمَعِينَ ، أَوْ يَتَبَرَّأَ مَعَ الشَّهَادَتَيْنِ مِنْ كُلِّ دِينٍ يُخَالِفُ الْإِسْلَامَ
..
<Mugni, 19/484>
Konumuzla alakalı olan kısmın tercümesi:
<Mugni, 19/484>
Asli kafir tevhidi ve risaleti tasdik ederse, islamına hükmolunur. Fakat bu tevhidi veya risaleti nakzeden kişi için böyledir. Kimin küfrü bundan başka bir şeyde olursa, küfre götüren şeyin zıddını ortaya koymadıkça, islama girmiş olmaz. Mesela kim, Muhammed (s.a.v.) risaletini ispat eder, fakat bütün dünyaya gönderildiğini kabul etmezse, Muhammed (s.a.v.)'in bütün dünyaya gönderildiğine şehadet etmedikçe islamı sabit olmaz.<Mugni, 19/484>
Yani bütün bu nakillerden anlaşılan şudur: Kimin "La ilahe illa Allah; Muhammeden rasulullah" deyişi bütün şirk ve küfürleri nakzedecek şekildeyse, onun şehadet getirmesi geçerli ve sahihtir. Nitekim rasulullah (s.a.v.) zamanındaki arap müşrikleri böyleydi. Kim şehadet getirir fakat bununla kendi küfrünü reddetmezse, yani kişi kendi küfrünün şehadetin manasına aykırı olduğunu bilmiyor, ve o küfrün onun islamını bozduğunu bilmiyor ve ondan dolayı şehadeti söylerken o küfrü reddetmeyi kastetmiyorsa onun bu şehadeti geçerli değildir ve islamına hükmolunmaz. Günümüze kıyas edilecek olursa kişiler şehadeti söylerken kendi küfürlerini nefyetmeyi kastetmiyorlar, çünkü hakimiyette olsun, dua ve tasarruf konusunda olsun veya askerlik konusunda olsun kendi küfürlerinin şehadetini bozduğunu bilmiyor. Dolayısıyla getirdiği şehadet geçerli olmadığından müslümanlığa hükmolunmaz. Ancak şehadet söylerken günümüzde yayılan küfürlerin hepsini nefyetmeyi kastederse o zaman islamına hükmolunur. Bu da ancak araştırmakla mümkün olur.
İmam Muhammed'in irak yahudileriyle alakalı olan sözlerini günümüze şöyle kıyas edebiliriz:

"Muhammed b. Şeyban şöyle demiştir:
"Bugünkü Irak yahudileri; tevhidi ve Muhammed (s.a.s)'in Allah'ın rasulü olduğunu kabul etmektedirler.

Bugünkü müslüman geçinen bazı radikal çevreler tevhidi(n bazı kısımlarını) taguta muhakemeyi ve onun askerliğini reddetmektedirler.

Fakat, onun kendileri için değil, yalnız araplar için geldiğini iddia etmekte ve bu iddialarını da şu ayete dayandırmaktadırlar:
"Ümmilere (araplara) onlardan olan bir rasul gönderen O'dur." (Cuma: 2)

Fakat bazı durumlarda taguta muhakeme etmenin ve askerliğine gitmenin küfür olmayabileceğini iddia ediyorlar. Ve bu iddialarını bir takım siyer haberlerine dayandırıyorlar.

İşte bu sebeble, bunlardan Muhammed (s.a.s)'in risaletini ikrar edenler olsa bile, onlar tabi oldukları eski dinlerinden tamamen arınmış olduklarını söylemedikçe müslüman olamazlar.

İşte bu sebeple, bunlardan kim tagutu reddetiğini söylese bile, onlar tabi olduğu bu kanaatten arınmış olduklarını söylemedikçe müslüman olamazlar.

Hatta yahudi ve hristiyanlardan herhangi birisi; "Ben müslümanım veya teslim oldum" dese bile onun müslümanlığına hükmedilmez. Çünkü onlar zaten kendi dinlerinde bulunmakla bunu iddia etmektedirler.

Hatta bunlardan birisi "Ben tagutu reddettim, ona muhakeme olmak küfür ve askeri olmak küfür" dese bile onun müslümanlığına hükmedilmez. Çünkü onlar zaten kendi akidelerinde bunu savunuyorlar.

Zaten müslüman kelimesinin manası; ancak hakka teslim olan ve ona bağlanan, demektir. Onlar ise üzerinde bulundukları dini hak zannetmektedirler.

Onlar üzerinde bulundukları akidenin tagutları reddettiğini zannetmektedirler. (oysaki yukarıda zikrettiğimiz kanaatleri azı durumlarda taguta muhakemeyi ve askerliği ispat etmektedir. Bunlardan beri olduğunu söylemedikçe islamlarına hükmedilmez)

 

Cundeb ibn Mekîs el- Cuhenî’den rivayet edilen şu hadis buna örnektir:

Dedi ki: “Rasulullah Ğâlib ibn Abd el-Kelbî’yi Benî Mulûh üzerine gönderdi ve onlara saldırmasını emretti. Yola çıktı. Ben de onun seriyyesindeydim. İlerledik. Kadid’e geldiğimizde Hâris ibn Mâlik’le karşılaştık O İbn Barsâ’ el-Leysi’nin oğluydu. Onu yakaladık. Bize, sadece müslüman olmak için geldiğini söyledi. Ğâlib ibn Abdillah dedi ki: ‘Eğer sen müslüman olarak gelmişsen, bir gün bir gecelik bağ sana zarar vermeyecektir. Eğer bunun dışında bir amaçla gelmişsen senden güvende olmuş oluruz.’ “(Tarihu’t-Taberi: 2/ 144)

 

Hasan, Ebu Hanife’nin şöyle dediğini nakletti:

“Bir hristiyan veya yahudi: “La ilahe illallah’a şehadet ediyorum ve ben dinimdem arındım (çıktım) derse müslüman olduğuna hükmedilmez. Zira onlar tevhid kelimesini ikrar etmekten kaçınmıyorlar, söz konusu dinleri terketmeleri de İslam olduklarına delil olamaz. İslam’dan başka bir dine girmiş olmaları ihtimal dahilindedir. Ama Kelimei Tevhid getirir, hristiyanlık ve yahudilikten beri (arınmış) olduğunu açıklar ve böylece “Muhammed (s.a.s)’in dinine girdim” derse bu durumda müslümanlığına hükmedilir. Çünkü artık başka ihtimaller söz konusu değildir.” (Bedaiüs-Senai Fi Tertib Eş-şerai c: 9 s: 4311).

 

Hafız İbni Hacer el-Askalani:

“İnsanlarla “La ilahe illallah” deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Bu kelimeyi söyleyince, İslam hakkı müstesna kanları ve malları benden enmiyette olur. Sonra onların hesabı Allah’a aittir.” hadisini zikrettikten sonra şöyle diyor:
“Bu hadis La ilahe illallah’ı söyleyenin başka birşey eklemese bile öldürülmesinin yasak olduğunu gösterir. Bu haktır ama yalnız bu sözü söylemekle müslüman olur mu? Tercih edilen görüş “hayır, müslüman olmaz” şeklindedir. Yalnız bu durumda öldürülmez ta ki imtihan edilinceye kadar. Rasulullah (s.a.s)’ın risaletini kabul edip İslami hükümlere bağlanırsa müslümanlığına hükmedilir. Bu hadisin devamındaki “İslam hakkı müstesna” sözünde buna işaret vardır. ( Fetih Kitabı )

 

Bazı alimlerimiz şöyle dedi: Bunlardan birisi kendi dinlerinden beri olduğunu söylemez fakat ben İslam dinine girdim dese müslüman olduğuna hükmedilir. Çünkü bu sözden kendi dinini terkedip İslam dinine girdiği anlaşılmaktadır. Bir mecusi “ben  müslüman oldum” veya “teslim oldum” dese müslüman olduğuna hükmedilir. Çünkü mecusiler böyle bir vasfa haiz olduklarını iddia etmiyorlar ve böyle bir vasfın çirkin ve  kötü bir şey olduğuna inanıyorlar. Hatta birisi çocuğuna sövmek istediğinde bu lafzı kullanır. Bundan dolayı “ben müslümanım” demesi İslam dinini kabul ettiğini gösterir.”(Kitab es-Siyer El Kebir bi Şerh el Eimme Muhammed b. Ahmed Serahsi c:1, s:1500)

 

İmam Begavi şöyle diyor:
“Allah’ın birliğine inanmayıp çok ilaha veya iki ilaha inanan kafirler ise La ilahe illallah deseler müslüman olduklarına hükmedilir. Sonra bütün İslami hükümleri ve İslam dininden başka bütün dinlerden beri olduğunu kabul etmeye zorlanır. Fakat eğer Allah’ın birliğini kabul edip Rasulullah (s.a.s)’in risaletini inkar edenlerden ise La ilahe illallah demesi müslüman olması için yeterli olmayıp ancak ona Muhammedun Rasulullah kelimesini eklerse müslüman olduğuna hükmedilir. Eğer Rasulullah (s.a.s)’in araplara özel olarak  gönderilmiş bir rasul olduğuna inananlardan ise La ilahe İllallah Muhammedun Rasulullah demesi müslü-man olması için yeterli değildir, ancak bunlara Muhammed (s.a.s)’in bütün insanlar için gönderildiğini de ekleyerek söylerse müslüman olduğuna hükmedilir. Eğer kafir olmasının sebebi farz olan bir şeyi inkar ettiği için veya haram olan bir şeye helal dediği için ise La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah demesi yetmez ancak inandığı bozuk şeylerden vazgeçtiğini söylemesiyle müslüman olur.                                    (Neylil Evtar c: 9 s: 84)

 

İmam Nevevi şöyle diyor:
Rasulullah (s.a.s)’in :”İnsanlarla “La ilahe illallah” deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Bu kelimeyi söyleyince, İslam hakkı müstesna kanları ve malları benden emniyette olur. Sonra onların hesabı Allah’a aittir” hadisini zikrettikten sonra Hattabi (r.a)’in bu hadis hakkında şöyle dediğini zikretti:
“Açıkca bilinir ki bu hadiste kastetilenler putperestlerdir, ehli kitab değildir. Çünkü ehli kitab La ilahe illallah dedikleri halde bile onlarla savaşılır. Hadiste “hesabı Allah’a aittir”den kasıt; gizledikleri günahların cezası Allah’a aittir. Yoksa açık olarak işledikleri günahın cezası değil. Onların cezası dünyada tatbik edilmelidir. Bu hadisten de anlaşılıyorki küfrü gizleyip de müslüman olduğunu söyleyen kişinin zahiren İslamı kabul edilir. Alimlerin çoğu bu görüştedir. İmam Malik’e göre: Zındıkın (kendini müslüman gösterip küfrünü gizleyen kişinin) tevbesi kabul edilmez. İmam Ahmed b. Hanbel de bu görüştedir.
Kadı İyad da bu manayı tekid ettikten sonra  meseleyi daha da açıklayarak şöyle dedi:
“La ilahe illallah’ı  söyleyenin malı ve nefsinin emniyet içinde olmasının sebebi zahiren  imanı kabul ettiğini gösterdiği içindir. Bu hadisten kasedilenler arap müşrikleri, putperesler ve Allah’ı birlemeyenlerdir. Çünkü bu kimseler İslam’a ilk davet edilen ve müslümanlarla ilk savaşan kimselerdir.
Fakat daha önce Tevhidi kabul edenlere gelince; “La ilahe illallah” demeleri zahiren onları müslüman saymak, mal ve canlarını korumak için yetmez. Çünkü kafirken de bunu kabul ediyorlardı. Nitekim bu hadisin başka rivayetinde  Rasulullah’ın Allah’ın rasulü olduğunu ve namaz kılıp zekatı  verme eki vardır ve şöyledir:
“İnsanlarla “La ilahe illallah” deyinceye  ve benim Allah’ın Rasulü olduğumu kabul edinceye ve de namaz kılıp zekat verinceye kadar savaşmakla emrolundum. Bu kelimeyi söyleyince, İslam hakkı müstesna kanları ve malları benden emniyette olur. Sonra onların hesabı Allah’a aittir”
Kadı İyad’ın sözü burada bitiyor.
İmam Nevevi bu konuya şöyle devam ediyor:

İnsanın can ve malının korunması için Rasulullah’ın bütün getirdiği şeylere iman etmesi gerekir. Çünkü hadisin başka rivayetlerinde böyle ibareler vardır.
Ebu Hureyre’den şöyle bir rivayet vardır:
“La ilahe illallah’a şehadet edinceye, bana ve benim getirdiğime iman edinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum.” (Sahihi Müslim Nevevi Şerhi c: 1 s: 206)

 

Abdullah b. Utbe b. Mes’ud (r.a)’den şöyle rivayet edilmiştir:
“Ömer (r.a)’den işittim. O şöyle diyordu:
“İnsanlar Rasulullah (s.a.s) zamanında vahiy ile gizli hallerinden de sorumlu tutulurlardı. Rasulullah’ın vefatı ile vahiy kesilmiştir. Bugün sizi gördüğümüz amellerinizden dolayı sorumlu tutarız. Bu yüzden kim bize hayır ve adalet gösterirse onu emin sayar ve güvenilir kabul ederiz. Onların gizli hallerini araştırmak bize düşmez. Gizli hallerinin hesabını da Allah görür. Bize zahiren fena hal gösterenlerden de emin olamayız. Niyetinin iyi olduğnu söylese bile ona inanmayız.” (Buhari)

 

İbn Teymiyye şöyle der:
Mü’min, arkadaşlık kurma, nikah ya da başka bir sebeple yakınlık kurmayı istediği kimseyi imtihan etmeye muhtaçtır. Zira Allahu Teala “Muhacir mü’min kadınlar size geldiklerinde onları imtihan edin. Onların imanını Allah en iyi bilendir.” Buyurmaktadır.
“İnsanların durumları şöyle bilinir: Ya başka insanların şahitlik etmeleriyle, ya cerh ve tadil yoluyla, ya da sınama ve imtihan yoluyla.” (Mecmuu’l-Fetâvâ: 15/ 328-330)

 

Kişiler Ne Zaman Müslüman Sayılır?
 


153- Hasan-ı Basrî (r.a.) dan Rasulullah (s.a.v.) in şöyle buyurduğu rivayet edilir: "Müşrikler, "Lâ İlahe illallah" de­yinceye değin onlarla savaşmakla emrolundum. Bu sözü söyle­dikleri zaman şeriata göre hak ettikleri cezalar dışında can ve mallarım benden korumuş olurlar. Hesaplarını da Allaha vere­ceklerdir.

Kitabın müellifi İmam Muhammed der ki: Rasulullah (s.a.v.) Allah'ı birlemeyen putperestlerle savaşıyordu. Onlar­dan kim "Lâ İlahe İllallah" dediyse, bu sözünü İslam ı kabul ettiğine delil sayardı.

Netice olarak bir kimse malum olan şirk inancının zıddı olan tevhidi ikrar ettiği zaman İslama girdiği kabul edilir. Çünkü gerçek inancını tesbit etme imkanımız yoktur. Neyi ikrar ettiğini duyarsak, o inançta olduğuna hükmederiz. Şayet daha önce belirttiği inancından farklı bir söz söylerse bunu, inancını değiştirdiğine delil sayarız. Aslında putperestler Allah'ın varlığını kabul ediyor­lardı. Allahu Teala şöyle buyurur :

"And olsun ki,onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan: Allah derler. Öyleyken nasıl da aldatılıp döndürülüyorlar?"[29]

Fakat Allah'ın birliğini kabul etmiyorlardı. Yüce Allah onların bu durumu ile ilgili olarak da şöyle buyuruyor : "Onlara: "Allahtan başka tanrı yoktur" denildiği zaman, şüphesiz büyüklenirler."[30]

Yine onların bu konuyla ilgili sözlerini şöyle haber veriyor : "İnkarcılar; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir, demişlerdi."[31]

Onlardan her kim, "Lâ İlahe İllallah (Allah'tan başka ilah yoktur)." derse, daha Önce üzerinde bulunduğu inancın tersini ikrar etmiş olur. Onun için de bu, imanına delil sayılmış ve Rasulullah (s.a.v.):

"Lâ İlahe İllallah" deyinceye değin müşriklerle savaşmakla emrolun-düm." buyurmuştur.

154- Mani dinine mensup olanlarla iki ilah olduğunu iddia edenler (Seneviyye) de bu durumdadır. Bunlardan biri "Lâ İlahe İllallah" derse, bu, onun İslamı kabul ettiğine delildir.

Ama yahudilerle hıristiyanların durumu böyle değildir. On­ların "Lâ İlahe İllallah" demeleri, İslama girmiş olmalarına delil sayılamaz. Onlar RasuIuUah (s.a.v.) döneminde onun pey­gamberliğine inanmıyorlardı. Bundan dolayı " Muhammedün Rasulullah" demeleri de gerekiyor. Nitekim, rivayete göre Ra-sulullah (s.a.v.) hasta olan yahudi komşusunu ziyarete gitti ve o yahudiye telkin sadedinde: "Şehadet ederim ki, Allah'tan baş­ka ilah yoktur ve ben Allah'ın rasulüyüm." buyurdu.

Hasta yahudi, babasına baktı. (Şehadeti getirmek için mü­saade istiyordu.) Babası da ona: "Ebû'I-Kasim'a cevap ver" dedi. Hasta, şehadeti getirdi ve sonra da ruhunu teslim etti. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Sayemde bir kişiyi cehennem ateşinden kurtaran Allah'a şükürler olsun." Daha sonra ashabına dönerek: "Din kardeşinizin cenaze işlem­lerini yapın diye" emretti.

155- İmam Muhammed dedi ki: Bugün ise Irak toprakla­rında yaşayan ehl-i kitabtan bazıları var ki, "Lâ İlahe İllallah, Muhammed rasulullah" derler ama onun, Arapların peygam­beri olduğunu, İsrail oğullarına gönderilmediğini ileri sürerler. Bu konuda Yüce Allah'ın "Ümmiler arasından, kendilerine ayetlerini okuyan, onları arıtan, onlara Kitabı ve hikmeti öğre­ten bir Peygamber gönderen de O'dur..."[32] sözünün zahirini de kendilerine delil gösterirler. Onlardan her kim, bu inançla Muhammed'in Peygamberliğini kabul ederse yine İslamı kabul etmemiş sayılır. İslama girebilmesi için kendi dininden tama­men uzaklaşması gerekiyor. Hatta yahudi yahut hıristiyan olan bir kimse : "Ben müslümanım yahut müslüman oldum" derse yine İslamı kabul ettiğine hükmolunmaz. Çünkü batıl dinlerine İslam ismini verirler. Müslüman, Hakka teslim olan kimsedir.

Biz de Hakka teslim olmuş kimseleriz, derler. Bu nedenle sa­dece bu sözü söylemeleri, onları müslüman kabul etmemizi ge­rektirmez. Mutlaka, tabi oldukları dini de terketmeleri gere­kiyor.

Yine onlardan biri : "Ben yahudilikten beriyim" der, ama bununla birlikte "İslama girdim" demezse, İslamına hükmo­lunmaz. Olabilir ki yahudilikten çıkıp hır isti yanlığa girmiştir. Ama "Yahudilikten çıktım" dedikten sonra "İslama girdim" derse, o zaman hıristiyanlığa girmiş olması ihtimali ortadan kalkar.

Alimlerimizden bazısı der ki: Şayet "İslama girdim" derse, daha önce inanmakta bulunduğu dinden beri olduğunu söylemese de, İslamı kabul ettiğine hükmolunur. Çünkü söylediği sözde, İslama yeni girdiği anlaşılmaktadır ki bu, daha önce inanmakta olduğu dinin dışındadır ve bu söz eski dininden teberriyi de içine alır.

Şayet mecûsî "Müslüman oldum yahut ben müslümanım" derse, İslamına hükmolunur. Çünkü onlar kendileri için İslam vasfını kabul etmezler, hatta İs­lam lafzını sövmek İçin kullanırlar. Onlardan birinin çocuğu huysuzluk yaptı­ğında ona "Müslüman" kelimesini söyliyerek azarlarlar. Bu nedenle yukarıdaki sözleri söyleyen mecûsînin İslamına hükmolunur.

156- Rivayet olunur ki biri, Hasan-i Basrî'ye gelerek: "Ya Eba Said, Hind'den bir gemi geldi. Gemiden, esir edilmiş kafir bir kız satın aldım. Onu alıp eve  getirdim. Ancak evde öldü. Şimdi ona ne yapayım? Tutup atayım mı? Yoksa yıkatıp üze­rine namaz mı kılayım?" diye sordu. Hasan-ı Basrî: "Sübha-nallah! Hayır. Aksine, onu yıkayıp kefenle, sonra da üzerine namaz kıl. Çünkü o, İslama girmiştir" karşılığını verdi. Hasan-ı Basrî'nin bu sözünün izahı şöyledir: Bu, küçük kız hakkındadır. Şayet esir edilir ve anne-babasmdan hiçbiri yanında bulumazsa, dârü'l-İslama getirildikten sonra müslümanlığına hükmolunur. Büyümüş için böyle bir durum sözkonusu değildir. İslamı kabul ettiğini belirtmeden önce ölürse, üzerine na­maz kılınmaz. Çünkü Ölü üzerine namaz kılmak, imanından dolayı müslümanın müslüman üzerindeki hakkıdır. Ama namaz dışında kalan yıkama, kefenleme ve gömme işlemleri yerine getirilir. Çünkü bu işlemler ademoğlundan her Ölen için uygulanan adetlerdir.

157- Rivayete göre biri, İbn Abbas'a gelerek: "Hıristiyan olan annem öldü, cenazesi ile ilgileneyim mi?" diye sordu. İbni Abbas " Cenazeişlerini yerine getir. Onu göm. Sadece üzerine namaz kılma" cevabını verdi.

Biz de aynı kanaattayız. Şayet cenazesinin defni ile ilgile­necek kafir bir oğlu yoksa, müslüman oğlunun bu görevi yerine getirmesi ve onu yırtıcı hayvanlara terketmemesi gerekir. Çün­kü müslüman kimse, müşrik bile olsalar, anne ve babasına iyi davranmakla emrolunmuştur. Yüce Allah şöyle buyurur: "... Dünya işlerinde onlarla (anne babanla) güzel geçin..."[33]

Onları yırtıcı hayvanlara yem olarak terketmesi, onlara iyi davranmak değildir.

Ama bu görevi yerine getirecek müşrik akrabaları varsa, iyisi, müslümanın bu işi onlara bırakmasıdır. Ama dilerse, cenazesinin peşinden gidebilir.

Rivayete göre, Haris b. Ebî Rabîa'nın hıristiyan olan annesi öldüğünde sahabeden birkaç kişiyle cenazesinin peşinden git­miştir. Ancak cenazeyle birlikte, cenazenin dinine mensup o-lanlar da bulunuyorsa, müslümanın onlara karışarak değil, ayrı bir şekilde yürümesi yahut cenazenin önünde gitmesi gere­kir ki, müşriklerin topluluğunu çoğaltmamış olsun.

158- Rivayete göre İbrahim en-Nehaî'ye, İslamı kabul etti­ğini belirtip henüz hiç namaz kılmamış olan esirin cenaze na­mazının kılınıp kılınmayacağı soruldu. O da, üzerine namaz kılınacağını söyledi.

Biz de aynı kanaattayız. Çünkü namaz kılmadan önce Is-lamı tamamlanmıştır. Namaz, sadece İslamî emirlerdendir. İslamm kendisi değildir.

Seleme'den rivayete göre, kendisi Şa'bî'den esirlerin durumunu sormuş, o da: "Namaz kılmışsa, üzerine namaz kılın" demiştir.

Seleme'den yapılan bu rivayetin izahı şöyledir: Şayet İslamı kabul etti­ğine dair esir müşrikten birşey duyulmaz, ama cemaat olup müslümanlarla bir­likte namaz kılarsa, müslümanhğma hükmolunur. Çünkü müşrikler, müslüman-lann cemaatle namaz kıldıkları şekilde cemaatle namaz kılmazlar. Müslüman­lara has olan bir fiili yapmak, onlara has olan bir sözü söylemek makamındadır. Onun için müslümanlara has olan bir fiili yapan kişi, müslüman olur ve o kişi erkek olup da İslamdan dönerse boynu vurulur.

Şayet yalnız başına namaz kılarsa, müslümanhğma hükmolunmaz. Ancak Davud b. Reşid'in İmam Muhammed'den bir rivayetine göre, müslümanların kıblesine yönelip kılarsa müslümanliğına hükmolunur. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor :"Kim, namazında kıblemize yönelir ve kestiğimiz hayvanın etini yerse, bizim lehimize olan, onun da lehinedir ve aleyhimize olan, onunda aleyhinedir."

Rivayetin zahirine göre oruç tutar, zekatını verir yahut hacca giderse, bu hareketleri müslüman sayılması için yeterli değildir. Ancak Davud b. Reşid'in, İmam Muhammed'den rivayetine göre, şayet müslümanların haccettikleri şekil­de Beyti haccederse, müslümanlığına hükmolunur. Çünkü müslümanlara has olan bir hareketi yapmıştır ve bu, onun müslümanhğma delildir.

Şüphesiz Allah en iyi bilendir.[34]

[29] Zuhrûf: 43/87

[30] Sâffât: 37/35

[31] Sâd: 38/5

[32] Cuma: 62/2

[33] Lokman: 31/15

[34] İmam Serahsî, İslam Devletler Hukuku, Şerhu's-Siyeri'l-Kebir, 1/165-169

 

Tevhid kelimesini ikrar ettikleri halde Allah’a şirk koşan kimselerin Müslüman sayılabilmesi için tevhid kelimesini ikrar etmelerinin yeterli olmadığını, üzerinde taşıdıkları şirkten teberri ettiklerini ikrar etmeleri gerektiğini vurgulayan bir çok alim mevcuttur. Yukarıda İmam Serahsi'den aktardıklarımıza ek olarak iman küfür üzerine en temel kitaplardan biri olarak kabul edilen Müslim'in Sahih'indeki İman bölümünün şerhinde konumuza dair şunlar geçmektedir:

Müslim Şarihlerinden Kadı Iyaz "İnsanlarla La İlahe İllallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum hadisinin şerhinde şöyle demektedir: 1Bu sözle kastedilenler Arap müşrikleri olan putperestler ve bir Allah'ı tanımayanlardır. İlk defa İslam'a davet olunanlar ve bu uğurda kendileri ile harb edilenler bunlardır. La İlahe İllallah kelimesini telaffuz edenlere gelince onların dokunulmazlığı için yalnız La İlahe İllallah demeleri kafi değildir. Çünkü onlar bu kelimeyi küfür halinde iken söylemektedirler. Zaten Allah'ı birlemek onların itikadları cümlesindendir." (İmam Nevevi, Sahihi Müslim Şerhi 2/156)

Yine Müslim şarihlerinden Hattabi bu hadis üzerine şöyle demiştir: "Malumdur ki bununla ehli kitab değil putperestler kastedilmiştir. Çünkü ehli kitap olanlar Allah'tan başka ilah yoktur derler de yine de tepelerinden kılıç inmez." (İmam Nevevi, Sahihi Müslim Şerhi 2/156)

 

Çoğu kimse dara göre hüküm verme ve darulküfürde halklara nasıl hüküm verilir bu meseleyi bilmemektedir.Kişilerde bulunan sakala,şalvara,namaza,vs bakarak müslüman hükmünü veren kişiler apaçık olarak işlenen şirkleri görmezden geliyorlar.Biz biliyoruzki bu diyarda toplumun çoğu demokrasi dinine bağlıdır dolayısı ile bu batıl dinden rucu edip islama girdiğini ızhar etmedikce kişiye ne yaparsa yapsın müslüman hükmü verilmez. Darın hükmüne tüm kişiler girer ve okumuş yazmış çoğu alim geçinen kişiyi biz ya apaçık küfürlerinden dolayı tekfir ederiz veyahutta içinde yaşadıkları ülkeye göre tekfir ederiz.

 






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:
 
  Toplam 142280 ziyaretçikişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
islamakidesi.tr.gg