İslam Akidesi
  TAĞUTA MUHAKEME VE MAZERETLER
 

TAĞUTA MUHAKEME VE MAZERETLER

Bismillahirrahmanirrahim


Hamd ezelden ebede yanlız Allah’a mahsustur, O’na hamd eder, O’ndan yardım dileriz. O’na istiğfar eder, nefsimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. Allah kime hidayet vermişse onu saptıracak kimi de saptırmışsa ona da hidayet edecek kimse yoktur. Allah’tan başka ilahın olmadığına şehadet ederim. O
tektir; ortağı yoktur. Muhammed’in de O’nun kulu ve resulü olduğuna şehadet ederim .

“Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin.” (Al-i İmran 3/102)

“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.” (Nisa 4/1)

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin. Çünkü böyle davranırsanız, Allah işlerinizi düzeltir ve günahlarınızı bağışlar. Kim Allah ve Resulüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.” (Ahzab33/70-71)

“Şüphesiz sözlerin en doğrusu Allah’ın kitabıdır. Yolların (hidayet) en hayırlısı Muhammed’in (s.a.v) yoludur. Muhakkak ki (dini) işlerin en kötüsü sonradan icat edilenidir. Ve sonradan ortaya konulan ise bid’attır. Her bid’at da dalalettir. Nitekim her dalalet ise cehennemliktir.” (Kütüb-i Sitte, 2/330)


günümüzde bazı insanlar ve gurublar asrımızda islam devletinin olmayışı ve ALLAH (c.c) indirdikleri ile hükmeden mahkemelerin olmayışı sebebi ile bir çok insanın kendisine mazeret olarak görmüş olduğu bu sebebler ile tağuta muhakeme olmasıyla dinden çıkmayacakları aksine bununla mazur olacağı görüşüne şeytanın vesvesesi ile sımsıkı tutunmuş ve bir çok kimseyide bu şüphenin içine çekmeyi başarmış durumdadır'lar ve kendilerine verilen cevaplara ise hiç bir şekilde ilmi olmayan duygusal yaklaşım göstererek meseleyi zanlar ile meşrulaştırma eğilimine gitmişlerdir.

oysa'ki şirk olan bir meselede delilsiz ve mesnetsiz bir şekilde hüküm bina etmek iman ile kumar oynamak demektir'ki buda heva ehlinin hasletlerindendir.özellikle günümüzde unutulmuş bir gerçek vardır'ki oda herşeye güç yetiren fakat hiçbir gücün kendisine güç yetiremediği rabbimizin dilemesi ile şeriat mahkemelerin
olmayışının bir imtihan sebebi olmasıdır.

çünkü rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "İman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?" (1) Her canlı, ölümü tadar. Bir deneme olarak sizi hayırla da, şerle de imtihan ederiz. Ve siz, ancak bize döndürüleceksiniz." (2)

Ayetlerden anlaşıldığı gibi, imanın bir sözden ibaret olmadığı, insana yükümlülükler getirdiği, daha doğrusu zaten var olan yükümlülükleri hatırlatma eylemi olduğu açıktır.ve sadece iman ettik demekle kalmayıp kişinin imanını kaybedeceği ve kazanacağı hassas ameller ile'de denemeye tabi tutulacağı doğruların ve yalancıların ayırt edileceği'de bir başka ayette şöyle bildiriliyor."İnsanlar yalnız 'inandık' demekle hiç sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun ki biz onlardan öncekileri sınadık. Elbette Allah doğruları bilecek, yalancıları da bilecektir." (3)

Burada iman ve tevekkülün, dinin her emir ve isteğinde denemeye tabi tutulan nefsin bir niteliği olduğuna dikkat edilmelidir.
Hayatın her safhasında insan, dinin bir şey emrettiği veya yasakladığı, veya kişiden hayatını, servetini, zamanını ve
kişisel arzularını feda etmesini istediği durumlarla karşı karşıya gelir.

Bu tür durumların her birinde itaatten sapan kişinin iman ve itminanı azalır veya öyle ki bu sürekli gerileme kişiyi, ufacık bir hareketinde müminlikten münafıklığa geçeceği bir uç sınıra getirebilir. Bunun aksine bir kimse ne kadar çok samimi ise, onun itaati o kadar mükemmel, din yoluna bağlılık ve fedakarlığı o kadar büyük olacak, imanı da o denli artıp sadıklar derecesine yükselebilecektir.

Fakat imandaki bu artma ve azalma sadece manevi bir olaydır ve sadece Allah tarafından tespit edilip hüküm verilebilir. İnsanlar içinse iman, bir Müslümanın İslâm'a girdiğini söylerken yaptığı şehadettir ve kişi bu şehadetinde sözü ve ameli ile sebat ettikçe Müslüman sayılır.

Bu hususta, falanca kişinin yarı Müslüman olduğunu, falancanın üçte bir, bir diğerinin iki kat, ötekinin üç kat Müslüman olduğunu söyleyemeyiz. Aynı şekilde hukukî işlemlerde bütün Müslümanlar aynı ve eşittir. Bir kimseye daha fazla imanı olduğu için fazla hak, bir diğerine az imanlı olduğu için daha az hak verilmesi imkansız bir şeydir. Bu yönlerden imanın azlığı veya çokluğu sözkonusu değildir.emre itaat eden kişinin iman ise artar ve güçlenir.

Kişi başlangıçta sadece İslâm'ın temel akidesini kabul ederek (Kelimei şehadet) Müslüman ve mümin olabiliyorsa da, onun iman durumu sabit kalmaz, bilakisgerilemeye,ilerlemeye veya kaybetmeye müsaittir.buda ancak tabii tutulduğu imtihanların neticesinde olabilir.hiç süphesiz gerek insanın yaratılışında gerekse ölümünde tabii tutulduğu en önemli imtihan ise tağutu inkar meselesidir.

esasta insanların genel proplemi alimlerimizin tanımı ile iman ile değil tağutu inkar iledir çünkü insanların çoğunda iman proplemi değil tağutu inkar proplemi vardır.bu sebeble rabbimizin kullarına yolgösterici olarak indirmiş olduğu kitapta tağuta sekiz ayet ile işaret etmiş ve kullarını tağuttan uzak durmaya vegerektiğinde savaşmaya davet etmiştir.

öyle'ki kişiye bununla cennetini versin.fakat ne yazık'ki gerek geçmiş zaman'da gerekse özellikle bizim zamanımız 'da iman ettiğini söyleyen bazı kimseler açık nasslarda belirtilen tağuta muhakenin küfür olmasına rağmen kendisiyle imtihan edildiği malı'nı kurtarmak uğruna ısrar ile bu ayetin önüne bazı şüpheler getirerek tağuta muhakeme olmakta ve bunun ile müslüman kalacağını zannetmektedir.

oysa'ki şeytan bu kimseleri mallarını kurtarmaları ile aldatmış ve rabbimizin bu ayetini gözden kaçırtmıştır.“Bilin ki mallarınız ve çolukçocuğunuz birer fitnedir. Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır.”(4) bu konuda elmalılı hamdi yazırın şu tespiti kayda değerdir.

Her halde mallarınız ve evlatlarınız bir fitnedir. Sizi kendilerine tutkun edip zahmetlere ve günahlara sokmaya sebeb olan ve bir takım hayırlardan, itaatlardan alıkoyan bir imtihan ve sıkıntıdır. Halbuki büyük mükafat Allah'ınyanındadır. Binaenaleyh Allah muhabbetini, zikir ve taatı mal ve evlat sevgisine tercih etmeli, mal ve evlat kaygılarıyla uğraşırken Allah için olan ibadet ve itaatı bozmamalıdır.(5)

oysa'ki günümüzde ALLAH (cc)'a iman ettiğini söyleyen kimselerin ise tağuta muhakeme olmak için en çok kaygılandıkları mesele ise kendisi ile imtihan olundukları mallarıdır.rabbimiz bir başka ayetinde şöylebuyurmaktadır.''Andolsun ki sizi, biraz korku ve açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmek ile imtihan ederiz. Sabredenleri müjdele!''(6) fakat bu sadakat, sabır, sebat ve azme karşılık, Allah (cc) ikramların en güzelini ve
ecrin en kıymetlisini vaâdetmiştir.

Nitekim Rabbimiz şöyle buyurmuştur:''Allah, mü’minlerden mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır.Allah’tan daha çok ahdine vefa gösteren kim vardır?! O halde O’nunla yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte (gerçekten) büyük kazanç budur!'' (7)

ne yazık'ki günümüzde iman ettiğini söyleyen ve tağuta muhakeme olan kimseler lisanıhal ile şunu söylemektedirler.biz
malımızı'da,cennetimizi'de kaybetmetmek istemiyoruz.fakat rabbimiz şöyle buyurmaktadır.Allah müminleri, şimdi içinde bulunduğunuz durumda bırakacak değildir, pis olanı temiz olandan ayıracaktır”.(8) ayrıca şu unutulmasın'ki dün resulun(sav) ve onun yanında olan sahabeler (ra) çekmiş olduğu sıkıntı ve mallarını kaybedişleri karşısında asla tağutlara meyletmemişlerdir.

resulullah sallallahu aleyhı ve sellem Şöyle buyurdu. “Allah için hiç bana eziyet edildiği kadar kimseye eziyet edilmedi, Allah’tan öyle korkarım ki hiç kimse o şekilde korkamaz”.(9) fakat ne yazık'ki malı için tağuta muhakeme olan kimseler tağuta muhakeme oldukları zaman rableri tarafından ebedi cehennemlik'ler olarak korkutulmalarına rağmen bir mafya yada cetelerin tehditleri kadar korkmamaktadır'lar oysa'ki malını vermessen seni öldürürüz diyen cetelere teslim olan canımı zor kurtardım diyen bu kimseler utanmadan sıkılmadan onca korkutmalara rağmen tağutlara muhakeme olmakta ve bunun ile müslüman kalacağını
söylemektedir.'ler.

fakat bu kimseler bu ayeti ve alimlerin sözlerini görmezden gelerek onların zamanında şeriat vardı şimdi ise tağutun mahkemeleri var diyecek kadar basitleşmiş durumdadır'lar ve bu görüşlerini son dönem yani mevcut tağutun mahkemelerinin olduğu zamanımızda'ki alimlerin görüşü olduğunu söylemektedir'ler.

oysa'ki gerek ayet gerek ise alimlerimizin tağuta muhakeme ile alakalı görüşleri şunlardır:"Sana ve senden öncekilere indirilenlere iman ettiğini iddia edenleri görmüyor musun? Reddetmeleri emrolunmuşken taguta muhakeme olmak istiyorlar. Şeytan onları derin bir sapıklığa saptırmak istiyor." (10)

İbni Kesir bu ayet hakkında şöyle dedi:"

Bu ayet, bundan daha geneldir. Bu ayet; Kur'an ve sünnetin dışındaki şeylere muhakeme olanları kötülüyor. Ayetteki tagut ise; Kur'an ve sünnete muhalif hükümlerdir.Allah (c.c) işte bu
sebeble:Taguta muhkeme olmak istiyorlar."buyurmuştur." (11)

İbni Kayyım şöyle dedi:

"Allah (c.c) ve rasulünden başkasının hükmüne tabi olan ve ona muhakeme olan bir kimse, tagutu hakim tayin etmiş ve ona
muhakeme olmuştur."(12)Bu ayet; Allah (c.c) ve rasulünün dışında muhakeme olunan anayasa, devlet kanunu, halk, örf, hakim ve kadı gibi şeylerin tagut olduğunu göstermektedir. Allah (c.c) bu gibi şeylerin reddedilmesini emretmiştir.

İşte bunlar hüküm tagutu olarak isimlendirilirler. Daha önce açıklandığı gibi, zahire göre tagut; Allah (c.c)'tan başka ibadet edilen herşeydir. Eğer o şeye, nüsukta ibadet edilirse o şey, ibadet tagutu olur. Şayet ona hüküm ve muhakeme konusunda ibadet edilirse o, hüküm tagutu olmuş olur. Ve eğer ona velayet konusunda ibadet edilirse o, velayet ve tabi olma tagutu olmuş olur.

Yine bu ayet; Allah (c.c) ve rasulü dışındaki şeylere muhakeme olmanın taguta muhakeme olmak ve taguta muhakeme olmanın da ona ibadet ve iman etmek demek olduğunu apaçık göstermektedir. Zira Allah (c.c) ayette şöyle buyuruyor: "Reddetmeleri emrolunmuşken..."Taguta muhakeme olmak Allah (c.c)'ı inkar
etmek demektir. Zira Allah (c.c) şöyle buyuruyor:"...indirilenlere iman ettiğini iddia edenler..."İşte böylece bu ayet iman ettiklerini söyleyen kimselerin iman iddiasını iptal etmekte ve onun geçersiz olduğunu ispat etmektedir.

Çünkü Allah (c.c) bundan sonraki ayette şöyle buyuruyor:

"Hayır! Rabbine and olsun ki aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin etmedikçe ve haklarında verdiğin hükümden dolayı kalplerinde bir sıkıntı duymadan tamamen kabul etmedikçe iman etmiş olmazlar."(13) İbni Abbas, İbni Teymiye, İbni Kayyım, Ebu Batin, Süleyman b. Sehman ve başka alimlerin tagutun tarifiyle ilgili sözlerinden apaçık sabit olmuştur ki, Tagut; insanların arasındaki ihtilafı çözmek için Kur'an ve sünnete göre hüküm vermeyen, kendilerine muhakeme olunan hakimlerdir.

müslüman olduğunu söyleyen bunun ile birlikte müslüman kalabileceğini iddia eden kimseler içinse Fethül Mecid kitabının sahibi şöyle demektedir."Her kim Allah (c.c)'ın ve rasulünün emrine muhalefet ederek Allah (c.c)'ın indirdiği dışında hükümlerle insanlar arasında hükmeder veya heva heva ve hevesine uyarak tagutun hükmünü isterse işte o kimse, müslüman olduğunu iddia etse bile boynundan İslam dininin halkasını çıkarmıştır. Çünkü Allah (c.c) taguta muhakeme olmak isteyen kişinin iman iddiasını yalanlamış ve onun hakkında şöyle buyurmuştur:"Yez'umun" (iddia edenler). Bu kelime genellikle yalan bir şeyi iddia eden kimse hakkında kullanılır. Çünkü bu kimse iddia ettiği şeylere muhalif ve zıd olan şeyleri yapmaktadır."(14)

İşte bu anlatılanları bildikten sonra Allah (c.c)'ın dini ve ona bağlı olan muvahhidlerin ne kadar garip olduğunu daha iyi anlamış olacağız. İhtilaf halinde beşeri kanunların mahkemesine veya halka veya beşeri kanunlarla hüküm veren mahkemelere muhakeme olan buna rağmen imanlı olduğunu iddia eden bir kimse, aslında Allah (c.c)'ı inkar etmiş ve taguta iman etmiştir.

Zira Allah (c.c) tagutlara muhakeme olmayı isteyeni bile tekfir etmiştir.Buna göre, taguta muhakeme olan daha çok kafir olur.Zamanımızda bundan daha kötü olan bir durum da şudur: İlim sahibi olduğunu iddia eden bir takım kimseler, insanlar tagutun mahkemesine başvursunlar diye bu meseleyi süslerler ve onlara bu konuda izin verirler.

Bu kimselere göre; bir insan, elinden alınan hakkını ancak bu tagutun mahkemesine başvurarak alabilir. Bu ise onun için bir zarurettir ve bu zaruret sebebiyle tagutun mahkemesine başvurmak caizdir ve gereklidir. İnsanlara da bu şekilde fetva verirler.oysa'ki Şeyh Ahmed Şakir şöyle diyor:

Daha önce İslâm’ın hakim olduğu bir takım ülkelerde bugün bir takım kanunlar görüyoruz. Avrupa kökenli olan bu kanunlar bazı hususlarda İslâm şeriatine uygun olsa bile gerek esasta olsun gerek teferruatta olsun İslâmla çelişir. Hatta İslâm’ı yıkıp ortadan kaldıracak ve ona ters olan unsurlarla doludurlar.

Bu gerçek, kendisini aldatan veya din hususunda cahil olan ya da bilmeden İslâm’a düşmanlık yapan kimseler hariç herkes için açıktır, bedihîdir.Şimdi günümüzdeki bu meselenin iç yüzünü ortaya koyacak olan İmam Şafii (r.a.)’nin dakik bir kaidesine göz atalım. Ancak ne varki, bu fıkhi kaide, Allah’ın hükümleri dışında hüküm vazeden ve onları uygulayanlar hakkında ortaya konmamıştır. Çünkü o dönemde İslâm ülkeleri utanç verici böyle bir durum ile karşı karşıya kalmamışlardı.

İmam Şafii bu kaideyi; kaynaklara yani Kur’an ve Sünnete inmeden, oradan delil getirmeden fetva veren alimler için koymuştu.İmam Şafii 178. risalesinde şöyle diyor:“Kim Kur’an ve sünnetten kaynaklanan sağlam bir delile dayanmadan, kendi görüşü doğrultusunda bir fetva verirse, doğruya isabet etmiş bulunsa bile, bu yaptığından dolayı sevap alamaz ve yanlış yapmış olmaktan kurtulamaz.

Eğer Kur’an ve sünnete dayanmadan yanlış fetva verirse, bu durumda da özür sahibi sayılmaz.”İşte bu kaide bize açık olarak gösteriyor ki; bir müctehid Kur’an ve sünnetten araştırmadan bir mesele hakkında sırf sahip olduğu ilimle bir fetva verirse verdiği fetvada isabet etmiş olsa bile hata işlemiş olmaktan kurtulamaz. Çünkü onun bu isabeti tesadüfidir. Bu durumun böyle olmasının sebebi ise bu kimsenin fetva verdiği meselenin delilini araştırmaması, Kur’an ve sünnete baş vurmamasıdır.
Bu durum müslüman bir müctehid için böyledir. Çünkü bu kişi yine de İslâm dışı bir kaideyle hareket etmemiştir.

Fakat,İslâm kaideleri dışındaki kaidelere göre hüküm verenlere gelince, işte bunlar ne müctehidtirler ne de müslümandırlar. Velevki verdiği hükümler İslâm’a uygun olsun, sonuç değişmez. Çünkü bu kişi İslâm kaideleri dışındaki kaidelerle hüküm vermiştir. (15)

bunun ile birlikte heva ve hevsine göre beşeri kanunlara müracat eden kimseler hakkında şeyh şankıti şöyle buyurmaktadır: “Allah huküm koymada kendine ortak kabul etmez.” (16) ayeti ve benzeri ayetlerden anlaşılıyor ki; Kur’an ve sünnetin dışında kendi heva ve heveslerine göre kanun koyanlara uyanlar Allah’a şirk koşmuşlardır.“Ey Muhammed! Sana indirilen Kur’an’a ve senden önce indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tağuta muhakeme olunmalarını istiyorlar. Oysa onları tanımamakla emrolunmuşlardı. Şeytan onları derin bir sapıklığa saptırmak ister.”(17)

Bu zikrettiğimiz ayetlere göre apaçık belli oluyor ki; şeytanın kendilerini kandırdığı ve insanların kafalarından çıkarılmış Allah’ın şeriatine muhalif kanunlara tabi olan kimselerin kâfir ve müşrik olduklarında şüphe edenler; hakkı görmek hususunda basireti kör olmuş kimselerden başkaları değildir. (18)

bu kadar izahtan sonra tevhid konusunda cahil olan kimselere nasıl olurda zaruretler adı altında tağuta muhakeme olunacağı söylenebilir veya nasıl olurda tağuta muhakeme konusun'da habeşistana hicret eden sahabilerin durumu tağuta muhakeme olarak sunulabilir.Bu insanların akıllarına ne olmuş acaba? nasıl olurda küfür olan bir meselede insanlar fetva vermede bu kadar cüretkar olabilir.şu bir gerçektir'ki bu ancak ilimsizliğini ortaya koymuş olduğu ve şeytanın vesvesinden başka bir şey
değildir.

acaba cennete karşı malını tercih ederek tağuta muhakeme olmak sizce ne kadar akılıcadır. O, akıl erdiremeyenlerin üzerine iğrenç bir pislik kılar.(20) şu unutulmamalıdır ki müslüman hiç bir şekilde mevcut tağuti mahkemelere davasını götüremez ve muhakeme olamaz.fakat bir müslüman zorla mahkemeye çıkarılmışsa hiçbir şekilde avukat tutmadan,mahkemeyi tanzim etmeden kendisini savunması'da en doğal hakkıdır.elhamdulillahirabbilalemin



1-(Ankebut;29/2 )
2-(Enbiya;21/35)
3-(Ankebut: 2-3)
4-( Enfal, 28)
5-(KURAN'I KERİM TEFSİRİ ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR)
6-(Bakara 155)
7-(Tevbe 111)
8-(Al-i imran:179)
9-(Tirmizi rivayet etmiştir(2472),İbn Mace:151, Ahmet:3/120ve 286, İbn hibban:2528, beğavî “şerhi sunne”:14/276,
hammad b. Seleme yoluyla Sabit b Enes’ ten merfu olarakDedim ki: bu sahih bir isnattır)
10-(Nisa: 60)
11-(İbni Kesir Tefsiri c: 1 s: 531)
12-(A'lamul Muvakkiin c: 1 s: 50)
13-(nisa 65)
14-(Fethül Mecid s: 351)
15- (Müsned-İmam Ahmed’in Şerhi c:6, s: 303)
16-(Kehf: 26)
17-(Nisa: 60)
18-(Edvaül Beyan c:4 s: 83-84)
19-(Kurtubî Tefsiri: s: 2185)
20-(yunus süresi 100)





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Tarık Ziyad( seracmynet.com ), 14.07.2012, 09:10 (UTC):
Takvamıdır bilmiyorum korkmak sakınmaksa evet bas tacdısınız ama sizden rica ediyorum o ayetin indigi konum ve sartta muminler ve mumin gibiymis gorunen munafıklar arasında cıkan ihtilafın aralarında Allah resulu bulundugu halde onların Burde'ye diger rivayette kaab bin esrafa gitmeleri degilmidir? Neden biraz arastırmıyorusunuz oradaki kufur akaidi muminlerin arasında cıkan iltlaflarda onların Allah ve Resulunu bırakıp tagutlara gitmesi oldugu ayen beyan ortada değilmidir. Darul kufur de yasayan muminlerin canı,malı,namusu tehlikeye girdiginde hakkını araması ( zaruret halinde=elinden gelen her seyi yaptıktan sonra) neden ibadet oluyor bana delillendirirmisiniz. nisa 59-65 ayetlerini iyice bir acıp bakın okuyun tefsirlere bakın ve Allah tan korkun kufur olmayan bir seye kufur demenizin hesabını Rabbim kıyamet gunu sizden soracaktır. Bir daha altını cizerek soyluyorum oradaki kufur ; Muminlerin arasında cıkan iltilaflarda onların Muminlere ( yani Allah ın hukumlerine) basvurmaları gerekir eger Muminlere değilde tagutların mahkemelerine basvururlarsa munafık olurlar. Burda su soruyu sorun ya karsımızdaki musrik yada tagutun herhangi bir sirketi yada kurum kurulusu ise gene kufur yada munafıklık olurmu ?

Yorumu gönderen: ihsanullah( mucadelem34hotmail.com ), 26.09.2011, 15:43 (UTC):
vallahi her kelimesi her sözü haktır deililide kuraandır yazan kardeşime allah rahmet etsin kalbini ferah kılsın amin allahım

Yorumu gönderen: Seyfullah( salafimedia91hotmail.com ), 13.04.2011, 22:54 (UTC):
Esselamu Aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu, benim sorum: Kirmizi isiktan gecmemek Tagut'un hükümlerine tabii olmak midir? Cünkü bunlar Kuran ve Sünnetten alinmis seyler degildir, bu hükümler kafirlerden gelmistir. Kirmizi isiktan gecmeyeni tekfir edenlerden duydum. Ve futbol maclarinda hakem kafir olursa oynayan her oyuncu kafir mi olur? Bir de Mekke'de Müslümanlar iskence görerken, Müslümanlar hicret ettiler ve Habesistan Kralina orada kalmalari icin izin istemediler mi? InshaAllah sorularimi cevaplarsiniz



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:
 
  Toplam 124079 ziyaretçikişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
islamakidesi.tr.gg