İslam Akidesi
  ÜMMETİN İHTİLAFI RAHMET MİDİR ?
 

ÜMMETİN İHTİLAFI RAHMET MİDİR ?

Bilindiği gibi zamanımızda inananların içerisine dalıpta boğulmakta oldukları en çirkin musibet ve belalardan birisi de; dinleri hususunda ihtilafa düşmeleridir. Hepinizinde yakinen şahit olduğu gibi bu hastalığın girmediği hiç bir yer kalmamıştır. Nereye varsanız, kime gitseniz, kiminle dini konularda azda olsa hasbihal etseniz aynı dert, aynı hastalık göze çarpmaktadır.

İşin acı tarafı ise, bu ihtilafların islama mal edilmesi, Ondanmış gibi gösterilmesi ve Ondanmış gibi bu çirkin icraatlara sıkı sıkıya sahip çıkılmasıdır.

İçerisine düşüpte kurtulamadıkları bu keşmekeşliğin ve çarpıklığın adını “ RAHMET ” olarak telakki edip ihtilafı kabul edenler, bunun ümmet için bir kolaylık ve bir genişlik olduğunu sünnet taraftarlarına karşı sürekli şu uyduruk sözlerle isbat etmeye zorlanmışlardır…

اختلاف أمتي رحمة “ Ümmetimin ihtifafı rahmettir “

Değerli Müslümanlar! Unutmayın ki, dinini yaşamaya gayret gösteren basiretli her fert nazarında bu söz, o insanın dini ile taban tabana çelişkili bir söz olduğu gayet açıktır. Çünkü onun dinini vazeden Allah’u Azze ve Celle, kitabının birçok yerinde ihtilafı şiddetle menetmektedir.

Bu deliller o kadar meşhur ve yine o kadar da dillerde dolaşır ki inanın bunların hepsini burada zikretmeye kalkacak olsak bir hayli zamanımızı alacaktır…. Ancak örnek olması bakımından birkaçını zikretmekte faide vardır.

وَلاَ تَكُونُواْ كَالَّذِينَ تَفَرَّقُواْ وَاخْتَلَفُواْ مِن بَعْدِ مَا جَاءهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَأُوْلَـئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ

“ Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ihtilafa düşenler gibi olmayın. İşte böyleleri için büyük bir azab vardır. ”

ALİ İMRAN 105

إِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُواْ دِينَهُمْ وَكَانُواْ شِيَعاً لَّسْتَ مِنْهُمْ فِي شَيْءٍ إِنَّمَا أَمْرُهُمْ إِلَى اللّهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُم بِمَا كَانُواْ يَفْعَلُونَ

“ Ey Muhammed fırka fırka olup ta dinlerini parçalayanlarla senin hiç bir ilişkin olamaz. Onların işi Allah’a kalmıştır. Yaptıklarını onlara sonra bildirecektir.”
EN’AM:159

وَلَوْ شَاء رَبُّكَ لَجَعَلَ النَّاسَ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلاَ يَزَالُونَ مُخْتَلِفِينَ{ } إِلاَّ مَن رَّحِمَ رَبُّكَ وَلِذَلِكَ خَلَقَهُمْ وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ لأَمْلأنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ

“ Rabbin dileseydi insanları bir tek ümmet yapardı Ama ihtilaf edip durmaktadırlar. Yalnız Rabbinin merhamet ettikleri bunun dışındadırlar. “
HUD 118.119

وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعاً وَلاَ تَفَرَّقُواْ

“ Topluca Allah’ in ipine sarılın. Ayrılmayın….. “
ALİ İMRAN:103

İşte zikri geçen bu Ayeti Kerimelerde görüdüğü gibi Allah’u Azze ve Celle ihtilafı tepeden tırnağa kınamakta ve kendilerine merhamet ettiği insanların ise, ihtilaf içerisinde olmayanlar olduğunu bildirmektedir. Ayriyeten bu delillerde ihtilaf edenlerin ancak kendilerine merhamet edilmeyen insanlar olduğu beyan edilmektedir.

Durumun tehlikesinden bahseden Allah Resulü s.a.v ise şöyle buyurur :

“... Şüphesiz ki sizden evvelki ümmetler ihtilaf ettiler de, ihtilafları kendilerini helak…. “
BUHARİ:11.C.5155.S
İkinci bir hadislerinde ise şöyle buyurur :

“ Cemaata yapışın, cemaati iltizam edin. Fırkalaşmadan ve ihtilaftan sakının. Şeytan tek kişiyle beraberdir, iki kişiden biraz daha uzaktır. “
TİRMİZİ:4 2254.N – EL- KENZ:8.c. 207.S

“ … Nu’man bin Beşir r.a dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : “ … Cemaat – yani birlik ve beraberlik – rahmet, bereket, ayrılık ise azabtır. “
AHMET: 4 / 278 – 17981.N – C.SAĞİR : 2.C.1825.N

“ … Ebu Musa r.a dan. Resulullah s.a.v buyurdular ki : “ ……. Birbirinizi seviniz, ihtilaf etmeyiniz. “
BUHARİ : 6.C.2828.S
Bu ve bununla eş manalı Ayet ve Hadisler bir hayli çoktur. Biz inşallah bu zikredilen delillerle meselenin ehemmiyetini anlamışızdır.

Değerli kardeşlerim! Parçalanma, guruplaşma ve ihtilaf denilen bu çirkin olay ne zaman dile getirilse ve ne zaman söz konusu olsa, tabiki ilk önce akla gelen şey, Mezhebler…. Meşrepler…. Ve …. Tarikatlardır.

Cahil insanlar her ne kadar bu husustaki ihtilafların ümmet için bir genişlik veya kolaylık olduğunu iddia da etmiş olsalar, inanın İslama en büyük zarar veren, darbe vuran bu şekildeki gayri islami yapılanmalardır desek mübalağa etmiş olmayız.

Bu çirkin karışıklığın ve keşmekeşliğin içerisine düşüpte çıkamayan, dolayısıyla bu hallerini meşrulaştırma gayreti içerisine giren birçok inananın ve özellikle de bir takım kağıt karalama alim ve hocalarının ağızlarından şu kelimeler eksik olmamaktadır :

“…. Efendim Mezhepler, Meşrepler ve tarikatlar, müslümanlar için bir genişlikir…. bir kolaylıktır. Dileyen dilediği Mezhebe, Meşrebe veya tarikata müntesip olabilir. Çünkü bunların hepside haktır ve rahmettir…. Allah Rasulü s.a.v öyle de yapmıştır böyle de....”

Tabiki bu sözler akli selim kimselerin söyleyeceği sözler değildir… Veya söylenmiş ise bu sözler; ilimden yoksun vahye ters düşen sözlerdir.

Çünkü birbirine zıt hak olmaz…. Her ne kadar bu ifadeler cahil toplum arasında nevşü nema bulan ve yaygın olan sözler de olsa bunlar islamla tezat sözlerdir ….

Hatta bu çarpık yapılanmalarının ve anlayışlarının geçerliliği için de imamları tezgahlarına malzeme olarak kullanmaktadırlar….. İnanın öyle zavallılar çıkmıştır ki, bu dört imamın beraberce kitaplarını hazırlayarak onları Resulullah sav’e imzalattırdıklarını bile söylemişlerdir. Pişmiş tavuğu bile güldürecek olan bu komik sözleri söyleyen insanlar, bari bu insanların ayrı ayrı tarihlerde yaşadığını en azından bilmiş olsalardı…

Körü kürüne din yaşayan bu cahil kesimin tezgâhlarına malzeme olarak seçtikleri sözlerden bazıları yine şunlardır :

“... Arkadaş, bu imamlar cahil insanlarmıydı. Ki, sizin anlattığınız bu şeyleri biz onlardan duymadık veya kitaplarında bunları okumadık… Bunları siz gördünüz ve okudunuz da onlar görmediler mi? … “

Hatta va hatta sanki bu parçalanmışlıktan ve ihtilaflardan kurtulmamak için çırpınan kimselerin tavrını sergileyerek şu sözleri de öne sürerler :

“ Kardeşim Hadislerin sahihi zayıfı denilen bir olay vardır… Muhkem ve müteşabih meselesi vardır… Hatta Nasih ve Mensuh meselesi de vardır…. “

Değerli Müslümanlar! elbetteki bahsi edilen bu konular, islami konulardır…. Yani hadislerin sahih ve gayri sahih konusu elbetteki vardır. Muhkem ve muteşebih konusu elbetteki islamın en önemli konularından biridir… Ha keza Nasih ve Mensuh konusu da öyle… Ama ne yazık ki hak olan bu ifadelerle batıl kasdediliyor… Yani bu gibi şeyleri bahane ederek – bu çirkin ihtilafların içerisinde yüzenler - rahatlarını bozmak istemiyorlar, nerede hata yapılıyor bunu araştırmak istemiyorlar…

Şuurlu ve basiretli bir müslümanın bu gibi bahanelerle Kitab ve Sünnet’in ortaya koyduğu açık ve seçik naslarını geri plana itmesi asla düşünülemez.

İnanan ve teslim olan bir müslümana düşen, Selefi salihinin temiz yolunu takip etmesi ve Allah Resulü s.a.v’in sahih hadislerine güzel bir şekilde teslim olup onları uygulamasıdır.

Bu konuda hiç bir bahane ve tereddüde yer yoktur. Nasih mensuh meselesini - ki , bu olayı da anlasalar bari - Hadislerin sihhati konusunu ve Mezheb imamlarının içtihadlarını bahane ederek Resulullah s.a.v’ in tertemiz sünneti seniyesini geri pilana itmeye hiç kimsenin hakkı yoktur…. Bu şekildeki tavır ; unutmayınki kör taklitçiliğin ve koyu mezheb ve meşreb taasubunun taa kendisidir.

Kaldıki bu imamlar – Allah kendilerinden razı olsun - insanlara bizleri mutlaka taklit edin, sakın bizim görüşlerimizden ve ictihatlarımızdan ayrılmayın diye bir söz de zikretmemişlerdir. Aksine, her biri aynı noktaya çağıran, insanları sünneti seniyeye davet eden değerli ilim ehli insanlardı.

İşte, kendilerine Kitap ve Sünnet’ten deliller getirildiği halde onları görmemezlikten gelen veya çeşitli tevillerle onları geri plana itmeye çalışan bir çok zavallının ensesine bir şamar gibi inen bu imamların güzel sözleri :

Gelin hep beraber okuyalım… Okuyalım bakalım ki, bu cahil insanların dediği gibi imamlar, insanları mezheb ve meşrepleremi davet etmişler,yoksa Kur’ana ve Sünnete mi ….. Okuyalım bakalım ki bu imamlar, Allah resulü s.a.v’den bir hadis geldiği zaman onu bırakın da bizlerin içtihadlarına tabi olun mu demişler.

EBU HANİFE R.H :

1 - Hadis sahih ise işte benim mezhebim yani odur...

2 - Nereden aldığımızı bilmedikçe hiç kimseye bizim görüşümüz ile amel etmesi helal değildir...

3 - Allah’ın Kitabına Resulünün Sünnetine ters düşen bir söz söylediğim zaman benim görüşünü terkedin...
İbn abidin el - Haşiye 1.c.63
Fullani İkazul Himem 50. say.

İMAM MALİK R.H :

1 - Ben bir beşerim hatada ederim isabet de. Sizler benim görüşlerime bakın, Allah’ın Kitabına Resulünün Sünnetine uyanı alın uymayanı da bırakın.

2 - Peygamberin dışında insanların sözleri alınır da reddedilir de.

İbnu Abdil Ber el-Cami : 2.91
İbn Hazm el-İhkam : 6. c .149

İMAM ŞAFİİ R .H :

1 - Bir kimse için Peygamber s.a.v den nakledilen bir sünnetin açıkça belirlenmesi halinde, onu bir başkasının sözünden dolayı terk etmenin helal olmadığı hususunda müslümanlar ittifak halindedirler..

2 - Kitabımda Peygamber s.a.v’in sünnetine aykırı bir şey bulursanız Peygamber s.a,v’in sözünü alınız, benim sözümü terkediniz - diğer bir rivayete ise - Sünnete uyunuz, başka birinin sözüne itibar etmeyiniz….

3 - Hadis sahih ise benim mezhebim odur...

4 – Peygamber s.a.v’den nakledilen her hadis benden duymamış bile olsanız o, benim görüşümdür..

İbn Ebi Hatim: 93.94.S - Fullani İkazul Himem: 147 S

AHMED İBN HANBEL R.H :

1 - Beni taklit etme,malik’i,Şafii’yi,Evzai’yi ve Sevri’yi de taklit etme. Sende onların aldığı kaynaktan al....

2 - Evzai ‘nin, Malik’ in, Ebu Hanife’nin sözlerinin hepsi şahsi bir görüşten ibaret olup bence hepsi eşittir.Delil ancak hadislerdir....

İbn Abdir Berr : El-Cami : 2.I49 - İbn Kayyum el-İlam : 2.0.302

Buraya kadar anlatılanlardan da anlaşıldığı gibi durumu, konumu, ilmi irfanı ne olursa olsun hiç bir kimsenin sözü, Allah Resulü s.a.v’in sözüne - Dolaylı yönden de olsa - asla tercih edilemez…. Söyleyeni ve yapanı kim olursa olsun, Allah resulü’nün sözüne ve uygulamasına ters düşen bütün söz ve davranışlar batıldır…

El-Albani’nin de dediği gibi : cehaleti başlarına bela olup da bu bataklığın içerisine saplanıp kalanların üzerlerindeki tuhaf şeylerden bir diğeri de : Ölçüleri, mezheb ve meşrepleri olup, Kitabı ve Sünneti bu süzgeçten geçirmeleridir… Dolayısıyle bu kötü ve kör taassupları yüzünden mezheb ve meşreplerine ters düşen ne kadar hadis varsa, onlardan uzak durmaktadırlar…

Çünkü, onlara göre sünnete uymanın manası, İmam ve gurup liderini kötülemek, Sünnet’e ters düşse bile mezhep ve gurup liderine uymanın manası da ona saygı göstermek ve onu yüceltmektir. Bu sebeple onlar, kendi mezhep ve meşrep imamlarını kötülemek ihtimalinden kurtulmak için onları taklit etmekte ve sünneti almamakta da ısrar etmektedirler. Bunlar bu çirkin kuruntuları sebebiyle, yağmurdan kaçarken doluya tutulmaktadırlar.

Bu düşünce sahiplerine şöyle bir soru sorulabilir :

“... Bir kimseye uymak eğer uyulana saygı göstermeğe, ona ters düşmekte onu kötülemeye delalet ediyorsa, siz nasıl olur da Peygamber s.a.v’in sünnetine aykırı hareket etmeyi kendiniz için caiz görüp, sünnete uymayı terk ederek,sünnete ters düşen bir mes’elede gurup liderinize uyarsınız ? … Oysa 0 insanlar günahlardan korunmuş ve hatadan masum birileri de değillerdir. 0 insanları kötülemek veya onlara ters düşmek üstelik küfür de değildir. Eğer onlara karşı ters görüş beyan etmek onları kötülemek manasına gelirse, peki Peygamberin sünnetine ters görüş beyan etmek hangi manaya gelir ? Elbetteki bunun manası küfürdür…. “
Sıfatu’s salatu’n Nebi :Mukaddime

Değerli Müslümanlar ! Öyleyse gelin öyle birinin üzerinde konuşalım ki , onun sözlerini kabulde iman ehli, reddettiğimizde ise küfür ehli olunsun….

Hulasa,artık açıkça görülüyorki, bu insanlar şuursuz ve basiretsizce hareketleri yüzünden bu hale gelmişlerdir. Çünkü, delilsiz körü körüne hareket etmeleri, aşırı taassupları ve en korkuncu da, açıkca gördükleri çelişkili şeylere rahmet kılıfı geçirmeleri ister istemez bunları bu hale sürüklemiştir.

Acaba aklı selim olan bir müslümanın söyleyeceği ve yapacağı bir şey midir bunların söylediği ve uyguladığı şeyler?.... İhtilafa rahmet gözüyle bakan bu zavallılara, peki ittifak nedir ? diye bir soru sorulacak olsa acaba ne cevap verirler.

Tabiki ne diyecekleri, tezgahlarına malzeme olarak kullandıkları sözlerden bellidir…. “ Ümmetin ihtilafı rahmettir “

Bunlar, bu ümmet için bir kolaylık ve bir genişliktir…. Allah resulü öyle de demiş böyle de demiş … öyle de yapmış, böyle de yapmış...

İhtilafı ve bu çirkin ayrılıkları rahmet telakki ederek uydurdukları bu gibi sözlere Resulullah s.a.v’i patent seçenlere yine onun şu sözleri ile cevap yerinde olması gerekir :

“... Kim kasten benim üzerime yalan uydurursa cehennemdeki oturacağı yerine hazırlansın…. “
MÜSLİM: 8.C.1718.N

Biz bu sözlerin bilinçsiz olarak söylendiğini ümit ederek - ki, öyledir de - diyoruzki: İnşaallah bundan sonra kullanılan islami her sözün muhakkak ki delilini araştıralım ve ondan sonra da bu İslam’dandır diyelim.

Bilindiği gibi, açılan her kötü çığırın günahı, onu ilk çıkaranın boynuna dolanacaktır.

İsterseniz bu konuda uydurulan “ ihtilafı ümmeti rahme “ ümmetimin ihtilafı rahmettir “ sözü ile alakalı ilim ehlinin sözlerine beraberce bir göz atalım :

SUYUTİ R.H : Bütün muhaddisler indinde ne sahih, ne zayıf ve ne de mevzu olarak senedi mevcut değildir.
CAMİU’S SAĞİR: 1.0.165

İBN HAZM R.H: Böyle bir hadis yoktur. Madem ihtilaf rahmettir, 0 zaman ittifak ta zulmet olması gerekir...
EL-İHKAM Fİ-USULİ AHKAM: 5 .64

ALLAME ES-SUBKİ R . H : Bu hadisin ne Mevkuf ne Merfu ve nede Zayıf ve uydurma olarak senedini bulamadım....

EL- ALBANİ R .H : Diyor ki : Bu söz “….. Ashabımın ihtilafı sizin için rahmettir….. “ …. Ashabım gökteki yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız doğru yolu bulursunuz...” sözleri ile de rivayet edilmiştir. Her ikisi de sahih değildir. Birincisi son derece zayıf,ikincisi ise uydurmadır.

Silsiletül ehadisi daife: 58.61

Allah kendilerinden razı olsun, ilim ehli olan bu insanların da dediği gibi ; eğer ihtilaf rahmetse ittifak zulmet olur.

İMAM MÜZENİ: Şöyle der : “ … İhtilafi caiz gören ve bir olayda ictihad eden iki alimden birinin helal, diğerinin haram dediğini ve bunların her birinin ictihadlarında doğruyu bulacaklarını iddia eden kimseye şöyle cevap verilir :

“… Bu düşünceyi sen Kitap ve Sünnete dayanarak mı, yoksa kıyas yaparakmı söylüyorsun? Eğer bir nassa dayanarak söylüyorum cevabını verirse ona şöyle denilir: Kitap ihtilafı kaldırdığı halde sen nasıl oluyorda ihtilafın Kitaba veya Sünnete dayandığını iddia ediyorsun ? … Eğer kıyasla olduğunu söylerse, onada şöyle cevap verilir: Kitap ve Sünnet ihtilafı yasaklarken, nasıl olurda sen ihtilafın caiz olduğunu Kitap ve Sünnete kıyas edersin ? Bu, akıllı bir kimsenin, hele hele bir alimin cevaz vereceği bir husus değildir...”
İBN ABDİL BER CAMİUL BEYAN: 2.C.89.S

İBN ABDİL BER R.H : “... Eğer biri biri ile çelişen iki ayrı görüş doğru olacak olsaydı, selef ictihat ve fetvalarında, birbirlerini hataya düşmekle suçlamazlardı… Akıl, bir şeyin zıddı ile birlikte doğru olmasını kabul etmez. Dolayısıyla, bir anda iki zıddı bir araya getirmek,imkansız olan en çirkin şeylerdendir… “
İBN ABDİL BER CAMİUL BEYAN: 2.C.88.S

İBN HACER R.H : şöyle der : “ … Birbirine muhalif iki haberden birini diğerine tercih etmedikçe, iki mütenakızın doğruluğu hakkında ilmin hasıl olması imkansızdır… “
NUHBE : 13.S.

EŞHEB R.H da şöyle demiştir : İmam Malik r.h güvenilir ravilerin Resulullah s.a.v’in ashabından naklettikleri iki ayrı hadis ile amel eden kimsenin durumu hakkında : Bunda bir genişlik görüyor musun ? şeklindeki bir soruya şöyle cevap verdi : Allah’a yemin ederim ki doğruyu. bulmadıkça hayır. Doğru ise tektir. Farklı iki görüşün ikisi de doğru oluyor, hayret. Doğru olan sadece bir tanedir....
Camiul Beyanil İlm : 82.88.89.

Görüldüğü gibi, gerek Kitap ve Sünnetin ve gerekse onlara güçleri yettiği kadar tabi olan ilim ehli müçtehid imamların ihtilaf konusundaki zikrettikleri şeyler gayet açık ve nettir… Her ne kadar ihtilafı caiz görenler bu imamları kendi batıl fikirlerinin geçerliliği için kalkan olarak ta kullansalar, biz bu güzel sözlerin sahibi olan o güzide imamlarla, ihtilafı rahmet veya caiz gören bu insanları birbirinden ayırt etmekteyiz…

Öyleyse bu yönlü arızaların bizde de vuku bulmaması için, Kitabı ve Sünneti kendimize rehber edinip onların çizdiği yolda yürümemiz gerekir.

Çünkü küçük görünüpte ileride insanın karşısına dağ gibi çıkacak olan mes’elelerin şimdiden halledilmesi en akıllıca iştir… Hepinizinde bildiği gibi ihtilaf içerisinde yüzen bu topluluk, bu hale birden gelmemişlerdir.

Başlangıçta ufacık denilen meseleler zamanla büyüyerek - biraz öncede ifade ettiğimiz gibi - dağ gibi karşılarına çıkmıştır.

Unutmayalım ki her muhalefet ufakta görülse bir fitnedir. Ve kendisinden sonra ki bir fitneye alt basamaktır. Ve yine aynen zamanımızda da arzı endam ettiği gibi, bu şekildeki çirkin bir manzarayı hazırlamaktır.

Değerli kardeşlerim! hazır sırası gelmişken şu iki olayı anlatmayı yerinde görüyorum :

Muhammed Gazali “ Zalamun min’el Garb ” adlı kitabının 200 sayfasında şu açıklamayı yapıyor :

“ … Amerika’daki biriston üniversitesinde toplanan bir kongre de konuşmacılardan biri – genellikle - müsteşrikler ve islami cephe ile ilgilenenler arasında yaygın olan şöyle bir soru ortaya atmıştır : Müslümanlar propogandasını yaptıkları İslam’ı tanıtmak için hangi proğramla dünyanın karşısına çıkacaklar ? Sünnilerin anladığı tarzdaki islami proğramlamı? yoksa imamiye veya zeydiyeden oluşan şiilerin anladığı proğramlamı ? Ayrıca bunların her biri kendi aralarında ihtilafa düşmektedirler. Hatta bazen bunlardan bir kısmı taassupla eski bir düşüncenin mudafasını yaparken, diğer bir gurup bir mes’ele hakkında yeni ve ileri bir düşünceye sahip olabilmektedirler. İslam davetçileri bu şekilde davalarını terettüdde bırakıyorlar. Çünkü onlar bizzat kendileri terettüd içindedirler….

Yine bu çirkin manzaralardan birini, Muhammed Sultan el-Masumi Hediyetüs-Sultan ili biladi Müslimi yaban isimli eserinin ön sözünde şöyle anlatmaktadır :

“... Uzak doğudaki Tokyo ve Oseka şehirlerinde oturan müslümanlar tarafından bana bir mektup gönderildi. Mektup özetle şu konudan bahsediyor :

“...İslam nedir? Mezhep ne demektir? İslam diniyle şereflenen birisinin dört mezhepten birisine veya başka bir mezhebe girmesi, yani Maliki, Şafii, Hanbeli veya Hanefi olması gerekir mi? gerekmez mi ? Çünkü burada büyük bir ihtilaf ve vahim bir munakaşa başladı. Japon fikir adamlarından bir kaç aydın İslam dinine girmek ve İmanla müşerref olmak isteklerini Tokyo’da bulunan müslüman cemiyetine açtılar. Hindistanlı müslüman bir gurup, “ Kendilerinin ümmetin kandili olan Ebu Hanifenin mezhebini seçmelerini ” Endonezyalı bir gurup ise,” Şafii mezhebinden olmaları gerektiğini ” söylediler. Japonlar bu sözleri işitince çok şaşırdılar. Onların bu tutumlarına çok hayret ettiler. Onların aralarındaki gördükleri bu ihtilaf sorunu, onların müslüman olma yolunu tıkadı ….
Hediyetüs-Sultan ili biladi Müslimi yaban

Evet değerli kardeşlerim! işte bunların rahmet olarak telakki ettikleri bu ve emsali olaylar, daha nice insanları gerçek rahmetten ne yazık ki uzak tutmuştur.

Artık görülüyor ki, kendisini azıcık olsun düşünme ve muhakeme etme zahmetine tabi tutan şuurlu ve basiretli insanlar nazarında bu gibi olaylar rahmet olmaktan ziyade, aksine zillet, aşağılık ve perişanlıktır.


Ama kendisini düşünme zahmetinden muaf tutup da Kur’an’ın ve sünnetin açıkladığı hususlardan içtinab ederek, kendi görüşünü veya mezheb ve gurubunun görüşünü tercih ederek sünnete ters davranırsa, hiç kusura bakmasın, bu tavırlarıyla rahmet içerisinde olmaktan ziyade, bu kimse zillet içerisindedir…

Allah’u Azze ve Celle bizlere, hakkı hak bilen ve ona ittiba eden kullarından olmamızı nasip eylesin….. Ve yine bizlere, batılı batıl bilip ondan da uzak duran kullarından olmamızı nasip eylesin ….




VEL HAMDU LİLLAHİ RABBİL ALEMİN






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:
 
  Toplam 132498 ziyaretçikişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
islamakidesi.tr.gg